0

Proje Yönetimi Bilim midir? Sanat mıdır?

Proje Yönetimi bilim midir sanat mıdır?   Öncelikle hiç gizem yapmadan cevabı verelim; her ikisi de…

Proje Yönetiminin bilim kısmı konusunda internet üzerinde birçok kaynaktan bilgi alınabilir.  Bilimsel yöntemlerin kullanıldığı, planlama, izleme, raporlama konularında Profesyonel Paylaşımlarda da faydalı yazılar bulabilirsiniz;

- Critical Path : http://profesyonelpaylasimlar.com/2009/10/06/critical-path-method-cpm-kritik-yol/

- Kazanılmış Değer Analizi : http://profesyonelpaylasimlar.com/2009/06/02/proje-yonetimi-kazanilmis-deger-analizi-earned-value-management/

- Kestirim Yöntemleri : http://profesyonelpaylasimlar.com/2009/05/28/proje-yonetimi-kestirim-yontemleri/

Peki ya işin sanat boyutu?  İşte burası bilgi kadar uygun mizaca ve öngörüye de ihtiyaç duymaktadır.  Burası tamamen ilişki yönetimine hitap eder.  Proje Ekibinin motivasyonunu ayakta tutmak (http://profesyonelpaylasimlar.com/2009/09/11/proje-ekibinin-performansin-arirmak-icin-motivasyon/), projenin tüm paydaşları ile olan ilişkileri iyi seviyede tutmak proje yönetiminin sanat boyutunun çok önemli kısımlarını tarif eder.

Proje Ekibi – Üst Yönetim İlişkisi:

Proje Yönetici’sinin görevlerinden en önemlisi projenin gidişatını olduğu gibi sponsorlara ve üst yönetime raporlamak, öngörülen riskleri ve gerçekleşen sorunları sorumluları, kaynakları ve aksiyon planları ile bildirmektir.   İşte bu noktada işin sanat boyutu biraz zorlaşmakta.  Özellikle proje yönetimi metodolojisi ile çalışma kültürü çok eskiye dayanmamış organizasyonlarda bu tip bildirimler birçok paydaşın hoşuna gitmeyecek, projenin gidişatının fotoğrafını beğenmeyen paydaşlar fotoğraftaki pozu beğenmemesine karşılık pozdaki düzenlemeleri yapmak yerine fotoğrafçıyı (proje yöneticisini) suçlama eğiliminde bulunabileceklerdir.  Proje Yöneticisinin sorunları ve riskleri ilgili üst yönetimlere eskale etmesi ve raporlamasının görevinin önemli bir parçası olduğu net bir şekilde ifade edilmeli…  Bu raporlamalar kısa vadede sorun yaratmış olsa da projenin sağlıklı yürümesi için çok önemlidir.  Halının altına süpürülen sorunların projenin ilerleyen aşamalarında ortaya çıkması çözüm için daha sınırlı ve zamana sahip olmak anlamına gelir.  Bu nedenle, riskler ve sorunlar tespit edildikleri anda raporlanmalı, proje ekibinin ve diğer paydaşların motivasyonunu düşürmeyecek şekilde raporlanmalıdır.

Müşteri Yönetimi :

Özellikle IT Projelerinde hassasiyetle yönetilmesini gereken bir diğer ilişki yolu.   Müşteri – Analist – Yazılımcı arasındaki ilişkidir.  Öncelikle bu ilişkinin yolu bozulmamalı ve projenin başında belirlenen iletişim planı disiplinli bir şekilde uygulanmalıdır.   Tavsiyemi örneklemek gerekirse, rasyonel bir proje sürecinde Müşteri – Analist ile ihtiyaçları görüşür ve belirler, Analist de bu ihtiyaç setini Yazılımcı ile paylaşır.   Yazılımcının kapsam ve alternatif çözüm yöntemleri konusunda yorumları olursa yine bunu Analist ile paylaşır.   Yani Müşteriyi hem Analist hem de yazılımcı ile diyaloga sokmak doğru değildir.   Müşteriye tezat bildirimler olabilir yanlış anlaşmaların yaşanması neredeyse kesinleşir.

Genelde müşteriler de yazılımcılar ile konuşmak konusunda isteklidirler.  Müşterinin ideal çalışma yöntemini ifade etmek gerekirse;  yazılımcı müşterinin yanında bilgisayarı ile oturur, müşteri ihtiyacını sözel olarak ifade eder, yazılımcı da 30 saniye içerisinde sözel ifadeyi kodlar, test eder, compile eder ve uygulamayı müşterinin onayına sunar.  bir çeşit speech to code teknolojisi yani :)

Bu tip bir ilişkinin pratik olarak mümkün olmamakla beraber müşteriler bu aşamaya kısmen erişmek için uygulamanın geliştirildiği ortama en yakın nokta ile iletişimde olmak ister.  İşte bu noktada müşteriye aradan analisti çekmeden geliştirme ortamına yakın olduğunu hissettirmek çok iyi bir ilişki yönetimi ister.

Proje Ekibi Koordinasyonu :

Üst yönetim – Geliştirme Ekipleri,   Müşteri -  Şirketiniz ilişkilerini tarif ettikten sonra, Geliştirme Ekipleri arasında ilişkileri yönetmek de projenin ve şirketin geleceği için çok önemlidir.   Artık hiçbir uygulama kapalı devre çalışmamakta.   Her uygulamanın her modülü artık birbiri ile entegre.   Direkt veri alışverişi olmasa dahi artık tek cümlelik bir ihtiyaç birden çok ekibin çalışmasını etkileyebilir.  İşte bu  noktada kapsamın doğru dağıtılması her ekipten beklentilerin çok net ifade edilmiş olmasını sağlamak da proje yöneticisinin görevleri arasındadır.  Arada muğlakta kalmış kapsamlara müdahale edilmezse sorun testler aşamasında ortaya çıkar ve çözümlemek için çok az zaman ve kaynak kalmış olabilir.

Burada üzerinde hassasiyetle durulması gereken birkaç ilişkiden bahsettik ama bu ilişkilerin sayısı ve çeşitliliği çok artabilir.  Yönetilmesi gereken ilişki sayısı paydaş sayısını “n” ile ifade edersek n X (n-1) / 2  dir.  Dolayısı ile sonradan eklenen her paydaş neredeyse yönetilmesi gereken ilişki sayısını neredeyse %50 arttırmaktadır.  Taşeronlar, hukuk departmanları, kamu kuruluşları her an karşınıza bir paydaş olarak çıkabilir.   Bu ilişkilerin yönetilmesini kolaylaştırmak için geçmiş çalışma ve projelerden edinilen tecrübeleri kullanarak planlama yapmak ve yapılan plana sadık kalmakla mümkündür.  Tabii bunun yanı sıra her zaman gerçekçi, dürüst ve tutarlı bir duruş proje yönetimi “sanatının” olmazsa olmazıdır.

Tags: , , , , , , ,

0

David Ricardo Karşılaştırmalı Üstünlük Teorisi – Türkiye Neden Yerli Otomobil Üretmemeli?

Posted by mgocean on ubat 13, 2012 in Ekonomi, Finans, İş Planı, Strateji, Uncategorized, Yönetim |
David Ricardo

David Ricardo

Öncelikle klasik ekonominin temellerini atan kötümser ekonomist David Ricardo’nun “Karşılaştırmalı Üstünlükler Teorisi”nden bahsetmek gerekir; Karşılaştırmalı üstünlükler teorisinde Ricardo ülkelerin ürettikleri mal ve hizmetleri ihraç etmek için mutlak bir maliyet üstünlüğü gerekliliğini ortadan kaldırır.  Nedir bunun anlamı?  Örnek olarak dünyaya buğday ihraç etmek isteniyorsa illa ki buğdayı dünya üzerinde en düşük maliyetle üretmiş olmak gerekmiyor.  Diğer ülkelerdeki farklı ürünlerin üretim maliyetlerine nazaran daha düşük maliyetle üretim yapmak yeterlidir.

 

Daha basit bir örnekle netleştirelim; Ümit usta, 1 saat içerisinde çok lezzetli 2 pasta yapabiliyor.   Aynı zamanda kurabiyelerden de 4 kilo yapmak Ümit Usta’nın 1 saatini almakta.    Her iki ürünün de müşterisi çok ama siz Ümit Usta’nın hangi zamanda hangi ürüne ağırlık vermeniz gerektiğine karar veremiyorsunuz.   Mutfağınıza bir usta daha alıyorsunuz.  Yeni aşçı Mehmet Usta,   1 saatte ancak 1 pasta yapabilirken, 1 saatte 3 kilo kurabiye yapabilmekte (Ümit Usta 4 kilo yapabiliyordu).  Her iki ürün için aslında Ümit Ustayı kullanmak daha düşük maliyetli gibi görünmekte ama bu sadece mutlak bir üstünlüktür.  Görece olarak Ümit Usta’nın 1 Pasta için ayırdığı zamanda 2 kilogram kurabiye yapılabilirken, Mehmet Usta 1 pasta üretimi için harcayacağı zamanda 3 kilogram kurabiye yapabilmekte.

Bu durumda mutlak üstünlük Ümit Usta’dayken Kurabiye üretimi için Mehmet Usta, Pasta Üretimi için Ümit Usta görece üstünlüğe sahiptir.

 

Bu durumda Ümit Usta’nın mutlak üstünlüğü olmasına rağmen Kurabiyeleri Mehmet Usta’ya yaptırmak daha karlıdır.  Ülkelerin üretimleri ve dış ticaret faaliyetleri için aynı teori uygulamadadır.  Örnek olarak Türkiye ve Almanya’yı ele alalım.   Almanya mekanik ürünlerde ve tarım ürünlerinde üretim maliyeti olarak Türkiye’den daha düşük maliyetlerde üretim yapabilir.   Türkiye’de hem mekanik hem de tarım ürünü üretebilir.   Fakat Almanya içerideki ulusal politikalarını ( teşvik vermek, giriş bariyerleri, AR-GE yatırımları ve vergileri düşük tutmak vs.) mekanik ve elektronik ürünlere daha avantaj sağlayacak şekilde yönlendirmiştir.   Tarım ürünlerinin birim maliyeti Türkiye’de daha pahalı olmasına rağmen tarım ürünleri konusunda Türkiye göreceli bir üstünlüğe sahiptir, çünkü Türkiye’de mekanik ve elektronik ürün üretmek çok daha maliyetlidir.  Bu nedenle Türkiye tarım ürünlerin ihracı konusunda kendini geliştirmelidir.  Baştan kaybedeceği ve tarım üretimini olumsuz etkileyeceği sektörlere çok fazla yatırım yapmamalıdır.

Yukarıdaki örnekteki ustalardan, Mehmet Usta, kurabiye yapımına konsantre olup o konuda kendini geliştirmek yerine gidip de pasta üretimi konusunda kendini geliştirirse (Türkiye’nin otomobil üretimine yatırım yapması) ve 1 saatte 1,5 pasta üretecek duruma gelirse bu sefer elindeki görece üstünlüğü (1 pastanın fırsat maliyetinin 0,33 olmasından gelen üstünlük) kaybedecek ve bu maliyeti (0,50′ye yükseltecektir) bu durumda elinde bulunan görece üstünlüğü de kaybedecek, mutlak maliyeti de Ümit Usta kadar olmayacak ve her iki ürün için de tercih edilen bir usta olmayacaktır.  Halbuki mehmet Usta görece üstünlüğü olan konu olan kurabiye üretimi konusunda kendini geliştirmiş olsaydı daha tercih edilebilen bir üretici olurdu.

Bu nedenle yerli otomobil üretimi girişimi Türkiye’ye avantaj sağlamaktan öte düzleşen dünya şartlarında ölü bir yatırım mahiyetindedir.   Türkiye bu alandaki vizyonunu Almanya gibi bir mühendislik ülkesi olmak doğrultusunda genişletmediği sürece yerli otomobil üretimi çok yanlış bir adım olacaktır.  Malesef yerli otomobil üretim amacı içerisinde ülkesel bir ego tatmini ötesinde bir gaye görememekteyim.   “Yerli Otomobili Fiat Üretecek” şeklindeki gazete başlıkları da hem trajikomik hem de otomobil üretmenin altında derin (bir mühendislik ülkesi olmak gibi) vizyon yatmadığını kanıtlıyor.   Otomobil üretmeye harcanacak efor bizim için tarım ürünlerinin mutlak maliyetini arttırmakla kalmayacak, otomobil üretiminin hayata geçmesinin ardından tarım ürünlerimizin görece maliyetini de arttıracaktır.   Global anlamda atılacak adımların sonuçları hiç tahmin edilmeyen noktalara varabilir bu nedenle milli egolarımızdan arınarak, bilimsel mantıklı analizler yapılmasının ardından radikal kararlar alınmalıdır.

 

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

0

Berlin Duvarının Yıkılması ve İkiz Kulelerin Yıkılması Arasındaki İlişki

Posted by mgocean on Ocak 8, 2012 in Bunları biliyor muydunuz? |

Komünist Sovyetler Birliği’nin yıkılmasının ardındaki en büyük sebep, zamanın A.B.D. başkanının soğuk / sıcak savaş gibi çeşitli sebeplerle Sovyetler Birliğini aşırı silahlanmaya zorlamasıydı.

Aşırı silahlanmanın akabinde gelen kaçınılmaz çöküşün son kanıtı ve sembol olayı Berlin Duvarının yıkılmasıdır.   Duvarın yıkılmasına sebep olan en büyük faktörlerden biri Usame Bin Ladin’dir.  Amerika’nın desteği ile Sovyetler Birliğine ciddi zararlar veren Usame Bin Ladin, duvarın yıkılması ile küreselleşen dünyada kendine farklı bir güç (politik İslam) ve düşman (A.B.D.) seçmiştir.

Ve sonunda hepimizin bildiği gibi 11 Eylül saldırılarının arkasındaki isimdir.   11 Eylül tarihi ile ilgili garip şifreler ve ilişkiler çıkartma çabaları(US America – 9 Harf, Afghanistan 11 harf vs.) içerisinde gözden kaçan büyük resim olmuştur.  Çünkü adeta ikiz kulelerin üzerine yıkılan Berlin Duvarının yıkılış tarihi olan 9 Kasım 1989, 11 Eylül tarihinin simetrisidir.  11/09 <–> 09/11

Tags: , , , , ,

0

Yazılımcıdan İş Analisti Olmaz… (Olmamalı da…)

Posted by mgocean on Aralk 23, 2011 in Bilgi Teknolojileri, Proje Yönetimi |

Yazılım projelerinin iş analizi aşamasında, müşteri ile projenin kapsamını belirleme çalışmalarına tabii ki dahil olabilir.   Fakat bu süreçte yazılımcıyı tek başına bırakmanın çeşitli dezavantajları vardır;

1.  Yazılımcı presentable değildir.  Olmak zorunda da değildir.   Presentable olmayı da genelde çok sevmez.  İş analizi toplantılarında müşterilerle yapılan resmi görüşmeler IT’ci arkadaşları biraz kasar.  Sırf toplantıya katılınacak diye o gün daha şık giyinme zorunluluğu, etajerinin çekmecesinde aylardır kıvrılarak beklemiş gravatı takma zorunluluğu yazılımcı arkadaşın çok alışık olduğu ya da sevdiği bir moda sokmaz kendilerini.

2.  Yazılımcı arkadaşlar, proje konusunu, analist arkadaşlardan çok daha iyi bilebilir.  Fakat iş analizi aşamasında her cümle yazılımcı için bir gereksinimden öte, maliyet çağırıştırır.  Gereksinimin ne kadar fazla mesai, teknik tasarım değişikliği, veritabanındaki tablolara etkileri ya da farklı teknik paydaşlarla ortak çalışma gerektirdiğini muhakeme eder ve ihtiyaçları değerlendirirken bu kriterleri ister istemez gözönünde bulundurur.  Bu durum da ihtiyacın iş ihtiyacı olmaktan çıkartıp teknik kısıtlara göre değerlendirilmesine neden olur.

3.  Yazılımcı arkadaşlar genelde sorumlu oldukları modül çerçevesinde değerlendirmeler yaparlar.   Yapılacak işlerin teknik ya da teknik olmayan diğer modül / paydaşlara olan etkilerini, mevzuat ya da yasal kısıtları değerlendirmez.  Zaten böyle bir sorumlulukları da yoktur. 

 

4.  Yazılımcı arkadaşlar projenin geneli hakkında bilgilendirme yapmadan belirli bir konu hakkında iş analizi faaliyetleri içerisine dahil edilirse projenin genel maliyeti, müşteri ile yapılan sözleşmeye tabi maddelere, verilen sözlere, daha önceden görüşülmüş ve müşteriye çözüm üretilmiş konulara tezat çözümler üretebilir.  Bu nedenle projenin bütün detayları yazılımcı arkadaşlarla paylaşılmalıdır.

 

Özetlemek gerekirse aslında yazılımcı arkadaşlar konuyu en iyi bilen kişiler olmakla beraber sorumlulukları net bir şekilde belirtilmeli, eğer iş ihtiyaçlarının belirlenmesi görevi kendilerine verilirse ilgili, yetki, sorumluluk ve bilgi ile donatılmalıdır.   Aksi halde müşterinin kafasında birbiri ile çelişen bildirimlerde bulunan bir kurum ya da IT birimi algısı oluşturulabilinir.

0

Hayatın 5 Topu

Posted by mgocean on Aralk 15, 2011 in Kişisel Gelişim, Kitap, Spor, Yönetim |
 

Maraton koşusunda Dünya rekoru kıran Paula Radcliffe, ilk üç koşusunda bir önceki rekor süreden neredeyse 4 dakika daha hızlı koşarak elde ettiği inanılmaz başarısını 5 top benzetmesi ile açıklıyor.

Paula_Radcliffe

Paula_Radcliffe

 

O, haftada 150 mil koşarak, kendi ağırlığının üstünde ağırlıklar kaldırarak ve kan dolaşımını hızlandırmak için her koşudan sonra buz gibi soğuk suya atlayarak sınırlarını zorladı.  Fakat tüm bunlar 2004 Atina Olimpiyatlarında final ipini göğüsleyemediğinde çöpe gitti.

 

 

 

 

Mükemmel performansını “şanssızlıkla” mantıklı bir temele oturtmaya çalışşırken hayatın beş topu birden havada çevirmeye çalışmak olduğunu söyleyerek eğleniyordu.   Bu toplar, “sağlık”, “aile”, “arkadaşlar”, “dürüstlük” ve “kariyer”di.  Fakat tüm toplar aynı değildi ve kariyer topu lastikken diğerleri daha kırılgandı.

 

Lastik bir topla istediğiniz kadar risk alabilirsiniz.  İstediğiniz kadar yükseğe atabilirisiniz ve düştüğünde tekrar yukarı zıplar.  Normalde bu top uzun dönemli herhangi bir hasar görmez.  Fakat diğer dört topa daha özenli bakmalısınız.   Bunlardan birini düşürürseniz hasar görür ve hatta kıralabilir…

 

peter fisk’in “business genius” kitabından alıntıdır.

Tags: , , , , , , , , ,

0

Steve Jobs’ın Dünyaya Kazandırdıkları Sadece Akıllı Cihazlar mı? – Dünyayı daha adil bir yer haline mi getirdi?

Steve Jobs çok özel bir insan, yaşam tarzı, hayata bakışı ve teknolojiye olan tutkusu ile dünya üzerinde ciddi farklılıklar yarattı, peki bu farklılıklar sadece yazılım ve donanım seviyesinde mi?

Tabii ki hayır.   Steve jobs aynı zamanda dünya üzerinde iş yapma şekillerini de değiştirmeye öncü olmuş ve yeni ekonomik düzenin kurucularından olmuştur.  Steve Jobs’ın innovatif ürünlerine bakarsanız genelde innovasyonu mevcut ürünlerden birşeyleri eksilterek yaratmıştır.  Steve Jobs öncelikle bundan yaklaşık40 yıl önce bilgisayarları kişiselleştirecek kadar küçültmüş ve hafifletmiştir ki bu süreç iPad gibi bir ürüne kadar devam etmiştir, daha sonra kullandığımız telefonlardan “tuş takımını” kaldırmıştır vs. vs.  Aslında Steve Jobs’ın iş dünyasına kattığı yeni ekonomik düzende de eski düzenden bazı güzel “eksiklikler” vardır.

iTunes Modeli ile şarkı temin edilen tedarik zinciri çok daha kısalmıştır.  Tüketiciler artık neredeyse direkt yapım şirketinden şarkı satınalır duruma gelmiştir (tabii ki zincirde Steve jobs ve Apple da var).   Aynı zamanda ürünlerin esneklik kazanmıştır, artık sadece bir şarkı için albüm almaktansa tüketiciler legal olarak istekileri şarkı ya da şarkıları tek tek satınalabiliyorlar.  Bu durum Uzun Kuyruk Stratejisinin doğmasına neden oluyor.  İnsanlar artık sadece “hit” olarak tabir edilen popüler ürünlere değil kendi özel ilgi alanlarına ve zevklerine hitap eden ürün ve hizmetlere de erişebilmekteler.  Pareto oranı olarak bilinen 80′e 20 kuralı artık yıkılmıştır.  Artık tüketicilerin %80 ürünlerin sadece %20′sine ilgi göstermiyor.   Tüketicilere ürün ve satınalma koşullarında farklı alternatifler sunmanız durumundan tüketiciler çok daha çeşitli ürünleri tahmin edilenden çok daha büyük oranda satınalıyor.   (Uzun Kuyruk Stratejisi ve dünya üzerindeki etkileri konusunda daha detaylı bilgiye http://profesyonelpaylasimlar.com/2011/05/19/uzun-kuyruk/ adresindeki yazımdan ulaşabilirsiniz.)  Bu model üzerine daha sonra birçok başarılı girişim kuruldu.  Steve Jobs’ın önderlik ettiği oluşum, hem tüketiciler hem de girişimciler için devrim niteliğinde bir çalışma şeklidir.

 

Steve jobs aynı zamanda App Store gibi benzer yapılanmalarla da çok renkli, alternatifli, hizmet veren herkes için çok daha fazla değer üreten sanal pazar yerleri kurdu.  Bu modeli de Android gibi işletim sistemleri de kopyalamakta biraz geç kalsa da iyi bir noktaya geldiler.   Artık katma değer sağlamayan, sadece isimleri, referansları ve geçmişteki başarıları ile ayakta duran aracılar yavaş yavaş ortadan kalkıyor, ekonomik düzende dönen para çok daha verimli elleri buluyor.  Aynı zamanda bu tip pazar yerlerine tüm dünyada erişilmesini sağlamak da hem Steve Jobs’ın hem stratejisinin hem de tarzının bir parçası.  2011 sonunda dahi Amazon’un Kindle’ı Türkiye’de hala satılmıyorken, Türkiye’de insanlar iPad’lerinden kimbilir kaçıncı, kitaplarını, dergilerini, makalelerini okuyorlar?

Özetle Steve Jobs dünyayı bu paylaşımcı, kendi kendini besleyen, fiyatların neredeyse tamamen tüketicilerin beğenilerinin belirlediği çok daha şeffaf ve daha adil ekonomik sistemler kurarak dünyayı değiştirmiştir.   İşin iPhone, iPad, MacBook, iPod gibi donanım kısmı Steve Jobs’ın desteklediği daha adil sistem için parmaklarımızın ucundaki birer Truva Atıdır.

Tags: , , , , , , , , , , ,

0

Dünyanın Ekonomik Düzenini Anlatan Basit Hikaye….

Posted by mgocean on Ekim 5, 2011 in EVA, Finans, İş Modeli, Strateji, Uncategorized, Yönetici, Yönetim |

Dünyada ekonomik dengeler nasıl oluşuyor?  Buyrun size kısa ve basit bir hikaye ile anlatım;

Günün birinde bir göl kıyısında balıkçılıkla geçinen bir köy varmış.  Bu köyün insanları fakirmiş ve sadece tuttukları balıklarla yaşamlarını geçindirirmiş ve kıyafetleri hep yamalıymış.  Ormanın iç tarafındaki köylerle hiçbir bağlantıları yokmuş günlerce sık ormandan ilerleyerek ancak diğer köylere ulaşılabiliniyormuş.

Not: Hikayenin bundan sonrasını “miş”li geçmiş zaman ile anlatmayacağım yazarken bile benim uykum geldi.

Gölde balıkların seyrekleştiği zamanlar köylüler sıkıntıya düşer, kıt olan balıklardan daha fazla avlamak için balıkçılar daha uzun süreler balık tutar fakat bu durumda balık stoklarının daha hızlı tükenmesine sebep oluyor.

Köylüler bu durum için ihtiyar heyetine başvurur.  İhtiyar heyeti, her bir balıkçının aylık avlaması gereken balık miktarını belirler ve balıkların  hızla tükenmesini engeller.  Köylüler ihtiyar heyetinin işlerini nasıl yapmalarını gerektiğini söylemelerinden rahatsı olsalar da göl bir süre sonra tekrar balıkla dolar.

Köylüler ihtiyar heyetine teşekkür eder, ihtiyar heyeti köylülere, “Madem yardımımdan faydalandınız size bir tavsiye daha vermemi ister misiniz?”, köylüler tavsiyeyi dinlemek ister.  Heyetin en yaşlı üyesi “Elbiselerini dikmek ve yamamak için bu kadar zaman harcamanız çılgınlık.  Ormanın iç kısımlarındaki köylerden çok daha ucuz ve kaliteli elbiseler alabilirsiniz.  Biliyorum oraya ulaşmak kolay değil ama senede 1 ya da 2 kere gitmeniz yeterli olacaktır.”

Köylüler; “Peki ama bu elbiseleri ne ile alacağız?”, Heyet başkanı “İç köydekilerin balık sevdiklerini duymuştum…”

Balıkçı köylüler, iç köylerle ticarete başlar.   Balık az bulunan bir ürün olduğu için balıklarını pahalıya satıp, artan elbise talebi yüzünden de iç köylerde elbise fiyatları iyice düşer.  Bu durumda balıkçılar baya zengin olur.

Balıkçı köyünde herkes o kadar da mutlu değilmiş.  Elbiselerin bakımını yaparak geçimini sağlayanlar, iç köylerden getirtilen yeni ve ucuz elbiselerle rekabet etmek durumunda kaırlar.  Ayrıca balıklar iç köylerde artık rağbet gördüğü için balık fiyatları onlar için de artmıştı.

Terziler ihtiyar heyetine durumlarını izah eder.  İhtiyar heyeti aylık düzenlenen köy festivaline artık zengin balıkçıların daha çok katkı sağlamasını, masrafların daha fazlasını, terzilerin ise daha az katkı sağlamasını önerir.  Balıkçılar bu öneriye çok sıcak bakmasa da köy içerisinde herhangi bir isyan çıkmaması için bu öneriyi kabul eder.  Artık köyün geri kalanı da mutludur.

İhtiyar heyeti köy halkına; “Ormanın içerisindeki köylere ulaşmanız için bu kadar zaman harcamazsanız köyümüzün ne kadar zengin olabileceğini hayal edebilir misiniz?  Bir yol yapsanız ve daha çok balık satabilirsiniz ve ucuza elbise alabilirsiniz…”

Bu öneriyi çok beğenen köylüler kendi köyleri ve iç köyler arasında yol yaparlar, artık seyahat giderleri ve süreleri çok daha azalmıştır ve yapılan ticaretle çok daha zengin olurlar.   Fakat kısa zaman sonra ciddi ve kaçınılmaz bir sorun ortaya çıkar…

Açılan yol ormanın iç tarafındaki köylülerin de göle ulaşmalarını ve balık tutmalarına imkan tanır.   Uzun zamandır yüksek fiyattan balık alan orman köylüleri kitleler halinde göle akın eder.   Göl kenarındaki köylülerin koydukları aylık kotaya tabi olmadıkları için orman köylülerinin yoğun avı, balıkların kısa zamanda tekrar tükenmesine sebep olur.

Yeni rekabet balıkçıların gelirlerini olumsuz etkiler bu sefer aylık festival için fazla ödeme (vergi) yapmaları konusunda şikayet etmeye başlarlar.  “Aynı şartlarda mücadele etmediğimiz diğer köylülerle nasıl rekabet edebiliriz?” diye yakınırlar.  Bazı köylüler aylık festivale katkı vermekten ve katılmaktan vazgeçer.  Bu durum diğer köylüleri çok kızdırır.

Kaosa sürüklenmek üzere olan bu ortamda ihtiyar heyeti ile uzun bir toplantı yapılır. Balıkçılar, festvale yaptıkları katkının fazla olduğundan yakınır, kimisi diğer köylülerle balık ticaretinin bitilmesini önerir, hatta köye giriş çıkışın yasaklanması için yolun kapatılmasını önerenler bile olur…

Mantıklı ve uzlaşmacı olunması gerektiğini söyleyen heyet şu öneriyi getirir; “İhtiyar heyeti yola bir gişe koysun, köye giriş ve çıkışlardan para kessin”.  Balıkçılar öncelikle yapacakları ticaret için fazladan bir giderlerinin olacağını söyleyerek itiraz eder fakat daha sonra  ihtiyar heyeti; “Haklısınız ama böylece, fazladan balık avlanmasını engelleyecek, festivale katkı (verginin) kesintilerinin azalacağını ve ticaretin tamamen kesilmesindense maliyetlerin artmasının daha iyi olacağını belirtir”.

Bu uygulama ile artık herkes daha mutlu olur ve dengeli bir ticaret ortamı oluşur.

 

Mehmet Güzel’in Notu : Giydiğiniz kıyafete ya da yediğiniz balığa kısaca tükettiğiniz hemen hemen her ürün ve hizmet içerisinde girişim için gereken bariyer maliyeti ve pek ilgi kurulamayacak diğer maliyetlere para ödüyoruz.   Fakat hiçbir katma değeri olmayan faktörlere (bariyer, komisyon ücretleri, halkın yararına kullanılmayan vergiler, düşük kaliteli hizmet / ürün vs.) ödenen paralar da sistemi agresifleştiren ve çürüten kısımları.  Arabanıza benzin aldığınızda ödediğiniz verginin de vergisini verdik derken harcanan paranın %60 civarını vergi olarak ödüyoruz peki bu durumda köprülerden bedava mı geçiyoruz? Yoksa para ödediğimiz otobanlarımız çok mu kaliteli? Zaman zaman 2 şeride kadar düşen, emniyet şeridi bile tünellere sahip otobanlarımıza ödediğimiz paranın karşılığını otobanı kullananlar mı almakta yoksa bu kaynak başka hizmetler için mi kullanılmakta?  Benzinin bu kadar pahalı olması piyasaya daha fazla araba çıkmasına bir bariyer olarak da düşünülebilinir.   Peki bu kadar vergiye değer mi bu bariyer? Farklı uygulamalar yürürlüğe girebilir.  Londra’da şehir merkezine otomobil ile giriş için ödenen ücretin etkisini parayı ödeyen kişiler direkt olarak hissedebiliyor ve dolayısı ile ödenecek giriş ücretinin fiyatı piyasa koşullarına ve alınan hizmetin kalitesine göre adil bir şekilde belirlenebilmekte.

Bir başka örnek de özel sektörden.  Ülkemizde her sene üniversite giriş hazırlığı için dershanelere ödediğimiz para ile tüm gençlerin eşite yakın hizmet alabileceği üniverstileri kurulabileceğini düşünürsek.   Sistemin dişlileri arasında sıkışmış tüketicilerin bu makro sorununu görebilecek ve çözebilecek yönetim dirayetini göstermek de devletin görevi.  Aksi halde gitmek istediğimiz yönden ziyade rüzgarın savurduğu yere gider ve rüzgarın savurduğu yerin aslında “varmak istediğimiz nokta” olduğuna “bir şekilde” ikna oluruz….

Referans : The Globalization Paradox – Dani Rodrik

http://rodrik.typepad.com/dani_rodriks_weblog/2011/04/a-parable-for-the-world-economy.html

 

Tags: , , , ,

3

Google Adsense Programında Nasıl Daha Fazla Kazanırsınız? – Pahalı Anahtar Kelimeler

Posted by mgocean on Temmuz 11, 2011 in e-İşletme, İnternet, İş Planı, SEM, SEO |

Internet sitenizi kurdunuz, Adsense reklamları için Google’a başvurdunuz ve başvurunuz onaylandı.  Peki şimdi ne yapacaksınız?   Google Adsense kodunuzu sayfanıza ekledikten sonra servetinizin artışını mı izleyeceksiniz?   Eğer planınız bu ise gelirinizin tatmin edici seviyeye gelmesini beklemek için baya beklemelisiniz.

Peki başka neler yapabiliriz?  Öncelikle Adsense’in çalışma mantığından biraz bahsetmek gerekir.    Google Adsense programı sizin sayfanızda reklam yayınlamanızı sağlar, peki bu reklamlar nereden gelmekte?  Bu reklamlar Google Adwords hesabı aracılığı ile reklamverenlerden gelmekte ve her reklam, reklamveren tarafından belirlenen anahtar kelimelerle reklam yayınlayacak sitenin içerisinde yeralan anahtar kelimelerin eşleşmesi ile yayınlanır.  Detay için Google Adwords ve SEM Etkin Kullanımı yazımı inceleyebilirsiniz. Örneğin spor malzemeleri satan bir firmasınız reklamınızın Adwords aracılığı ile yayınlanması için “spor”, “futbol”, “forma”, “en ucuz” gibi anahtar kelimeler seçtiniz.   İşte anahtar kelimelerin arama sıklıklarına göre reklamınız her tıklandığında reklamverenden alınan para değişkenlik gösterir.   Popüler anahtar kelimeler reklamverenden daha çok para alırken size yani reklamı yayınlayana daha çok para kazandırır.

Yazıda bahsetmiş olduğumuz reklamverenin reklamlarını yayınlamaya uygun futbol malzemeleri ilgili bir yazı yayınladınız.  Sayfanızın anahtar kelimelerini doğru seçmeniz durumunda sayfanızda yayınlanacak reklamdan daha fazla kazanma şansınız olacaktır.   Peki bu anahtar kelimeler hangileridir ve nasıl seçilmelidir?

Google Adwords her ne kadar reklamverenlere  özgü bir sayfa olsa da Adsense yani reklam yayıncıları için de güzel araçlar sunar.   Doğru anahtar kelimeleri bulmak için Google Adwords üzerinde “Raporlar ve Araçlar” menüsünün altında “Trafik Tahmincisi” raporunu tıklamanız gerekmekte.   Bu rapor girdiğiniz anahtar kelimelerin tıklama başına maliyetlerini (TBM) tahmini olarak sizlere sunar.   Aynı içerik için seçeceğiniz eşanlamlı farklı anahtar kelimeler gelirinizi ciddi oranda değiştirebilir.   Örneğimiz üzerinden gidersek, “en düşük fiyat” yerine “en ucuz” anahtar kelimeleri arasında anlamsal olmasa da Adsense algısı açısından ciddi bir fark vardır.  Aşağıda her iki anahtar kelime için trafik tahminini görebilirsiniz.  Resimi üzerine tıklayarak büyütebilirsiniz.   Bu aracı kullanmadan önce “Lokasyon” ve “Dil” seçeneklerinin istediğiniz gibi ayarlanmış olması çok önemlidir.

 

 

Raporda görüleceği üzerinde “en ucuz” kelimesinin arama sayısı(aylık 2.740.000) “en düşük fiyat” kelimesinin 500 katıdır.   İnsanlar en ucuzu arıyor en düşük fiyatı değil.   Bu yoğunluk reklam yayıncısı olan size de avantaj sağlayabilir.  CPC (cost per click)  yani reklamverene reklamın tıklanması durumunda üretilecek maliyet (ki bu maliyetin belirli bir yüzdesi sizin geliriniz olacaktır) yarı yarıyadır.  “En düşük maliyet” tıklanma maliyeti 0,59TL iken “En Ucuz”un tıklanma maliyeti 1,31TL’dir.   Bu durumda yazınızın anahtar kelimesi olarak “en düşük maliyet” yerine “en ucuz”u kullanmanız sizin yazınızın Google arama motorunda bulunmasını kolaylaştırırken aynı zamanda sayfanızda yeralacak reklamın tıklanması durumunda iki kat daha fazla kazanırsınız.

Burada dikkat edilmesi gereken iki nokta şudur, sadece daha çok getirecek diye sitenizle alakasız anahtar kelimeler kullanmayın bu durum hem Google tarafından tespit edilebilir hem de ziyaretcilerinizi oluşturan hedef kitlenin ilgi alanı dışında reklamlar yayınlamış olursunuz.    Bu durum CTR’ınızı (Click Thru Rate) yanı reklamlarınızın tıklanma oranını düşürür.   Sayfanıza giren her 100 kişiden çok daha azı reklamlarınızı tıklar bunun sebep olacağı durum ise şudur;  Düşük CTR’lı sitelerde Google Adsense daha ucuz anahtar kelimeleri içeren reklamları gösterir.  CTR’ınızı ne kadar arttırırsanız o kadar pahalı anahtar kelimeli reklamları yayınlamaya hak kazanırsınız ve reklamınıza alacağınız aynı tıktan çok daha fazla para kazanırsınız.

Bol kazançlar…

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1

Şike İddialarının Kulüp Gelirlerine Etkileri

Posted by mgocean on Temmuz 10, 2011 in Ekonomi, Spor |

Son günlerdeki şike soruşturmaları çerçevesinde çıkacak kararların kulüplerin gelirlerine nasıl yansıyacağı merak konusu. Bu analizi yapmak için öncelikle mevcut gelir kalemlerini incelemek gerekiyor.  Aşağıdaki Tabloda 4 Büyüklerin 2010 / 2011 Sezon Gelirlerinin en büyük ve Fenerbahçe’nin küme düşmesinden etkilenecek gelir kalemleri yeralmaktadır.
Rakamlar milyon TL’dir.

*     Ekonomist Dergisi 10 Temmuz 2011 Tarihli sayısından alınmıştır.

**   Tahmini Gelir.

***  4 Büyükler dışındaki takımların ortalama gelirleri.

**** Toplamlar 4 Büyük Kulüp + Diğer Gelirler X 14(Kulüp Sayısı) olarak hesaplanmıştır.

Peki, Fenerbahçe hakkındaki şike iddiaları doğru çıkar ve Fenerbahçe Bank Asya 1. Lig’e düşürülür ise takımlar gelecek sezon gelirlerinin yüzde kaçını elde eder?

Bu tablonun açıklamaları;

  • Fenerbahçe Sponsor gelirlerinin %15′ini alabilir.   Yayın geliri 10′da bir oranında düşer, Ürün satışları % 30 düşer, hasılat gelirleri de yarı yarıya düşer.  İddia geliri de 5′te bir oranına iner.
  • Beşiktaş, Galatasaray ve Trabzonspor’un sponsor gelirlerinde ciddi bir değişim olmaz, toplam yayın gelirleri %80 düşer, şampiyonluk iddiaları daha da arttığı için kalan 3 büyük takımın ürün satışları %10 artar, maç hasılatları da Fenerbahçe derbilerini düşünce %10 düşer.  Sadece Galatasaray’ın yeni stadı sayesinde hasılat gelirini %20 arttırması tahmin edilmekte.   Fenerbahçe’nin olmadığı bir ortamda ise bir önceki senenin iddia gelirlerinin sadece %70′ini kazanacak kulüpler.
  • Anadolu kulüpleri ise bir sezonda gündeme geleceği 4 rakibinin 3′e inmesi durumunda sponsorluk gelirlerinin %10′unu kaybedecek, şampiyonluk mücadelesi içerisine girmedikleri sürece ürün satışlarını aynen koruyacak ve ciddi oranda hasılat elde ettiği 4 içsaha maçından birini kaybetmiş olması ile daha önceki gelirlerinin %75′ini alabilecekler.

Peki bu oranlardan sonra kulüp gelirleri nasıl şekillenir?

Rakamlar milyon TL’dir.

***  4 Büyükler dışındaki takımların ortalama gelirleri.

**** Toplamlar 4 Büyük Kulüp + Diğer Gelirler X 14(Kulüp Sayısı) olarak hesaplanmıştır.

Bu durumda doğal olarak Fenerbahçe gelirlerinin yaklaşık %60′ını kaybeder, Beşiktaş ve Trabzonspor %10′a yakın gelir kaybı yaşarken Galatasaray yeni kapasiteli stadı sayesinde aynı gelir seviyesini koruyabilecektir.  Burada en çok zarar gören 4 büyükler dışındaki kulüpler olacaktır.  Yaklaşık %20 gelir kaybı ile ortalama 51,5 Milyon TL’den 41,6 Milyon TL’ye düşecek.  Kulüplerin toplam gelirleri ise toplamda 297 Milyon TL düşecektir.

Bu işin finansal kısmı bu rakam kulüp gelirlerinden düşecektir bu büyük rakam ve Türk futbolunun finansal olarak dönemsel bir küçülmeye gitmesi Türkiye Futbol Federasyonu üzerinde bir baskı oluşturacaktır.   Gerek kulüpler, gerek sponsorlar, yayıncı kuruluş, iddia işletmecileri ve hatta bu gelirler üzerinden vergi toplayan devlet böyle bir maliyete katlanmamak adına iddiaların doğru çıkması durumunda bile Fenerbahçe’nin küme düşürülmemesi isteyecektir.

Peki işin finansal olmayan kısmı?  İddiların doğru çıkması ve Fenerbahçe’nin ligde mücadeleye devam etmesi durumunda ligin adaletine duyulan inancın sarsılması, durumunda taraftarların duyacağı tepkinin maliyeti ve insanların doğaçlama korakor geçen bir futbol maçı yerine birkaç kişinin yazdığı bir senaryonun oynandığına inanması üzerine göstereceği tepki ve futboldan soğumasının maliyeti bir sezon için 297 milyon TL midir?

Sonuçta yargı kararı netleşmeden tamamen varsayımlar üzerine ortaya çıkan bu sorunun cevabını vermek mümkün değil umarız Türk Futbolu bu süreçten minimum maddi ve manevi zararla tertemiz çıkar.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

1

Yabancı Sayısının Serbest Bırakılması Türk Futboluna Zarar Verir mi?

Posted by mgocean on Temmuz 9, 2011 in Spor |

En baştan söyleyeyim zarar vermez hatta iddiam odur ki çok da faydası olur.   Ekonomiden ve futboldan örneklerle yabancı sayısının serbest bırakılmasının faydaları;

1.  Arz / Talep Eğrisi : Makro ekonominin ilk konusu Arz ve Talepten oluşan piyasa dengesidir.  Yabancı kontenjanını doldurmak gibi bir misyonu olduğunu düşünen kulüplerimiz aslında bir anlamda takımındaki yerli futbolcu sayısında da bir limit oluşturmaktadır ve piyasada kaliteli yerli oyuncu sayısının sınırlı olması yerli futbolcu talebini olduğundan daha yüksek seviyeye çekmektedir.

Arz Talep Eğrisi

Arz Talep Eğrisi

 

Şemada görüldüğü üzere artan talep (D1 -> D2) karşısında kaliteli futbolcu arzı sabit kalması durumunda (S Eğrisi) yerli futbolcunun fiyatı (P1 -> P2) olması gerektiğinden daha da artmakta.   2009 yılında Mehmet Topuz’un transferini hatırlayın Beşiktaş ve Fenerbahçe nasıl kıyasıya mücadele etmişti transfer için sonuçta futbolcu 12 milyon TL + Gökhan Emreciksin karşılığında Fenerbahçeye transfer olmuştu.   Avrupa standartlarında vasat bir futbolcu olan Mehmet Topuz’un bu kadar da yüksek değeri sadece Türk takımları biçerdi.   Peki bu durumun Türk futboluna etkisi nedir?  Türk futbolcusu bu kadar kıymetli olduğu Süper Lig’den koparak Avrupa’da oynamaz, kendini geliştiremez.

2.  Haksız Rekabet : Türk futbolcuların yabancı alternatiflerinin “sınırlı” sayıda transfer edilebiliyor olması.  Kendilerine takımlarda yer bulması için kendilerine sadece futbol yetkinlikleri dışında mevzuatsal bir avantaj sağlanmaktadır.   Bütün meslektaşları ile eşit şartlarda rekabet ederek forma şansı bulmak yerine kendi mevkileri için alternatiflerin sınırlı olması futbolcuların kendilerini geliştirmelerine engel olmaktadır.    Sınırlı sayıdaki yabancı alternatifi ya da (birinci maddede belirtildiği gibi yerli futbolcuların maliyetlerinin olması gerekenden yüksek olması nedeni ile) kısmen daha az yetkinlikli ve daha ucuz bonservis bedelli yerli alternatifi rekabeti üst seviyeye çıkartamaz ve futbolcuların kendilerini geliştirmesini teşvik etmez.

3.  Örnekler : Şimdi de birkaç örnekle yaklaşımı destekleyelim.  Öncelikle Türk futbolunun yabancı kontenjanın 3′ü geçmediği 90′ların ortasına kadar olan tarihi içerisindeki yurtdışı performansına bakmak gerekir.  Bu dönemde gerek kulüp bazında gerek mili takım düzeyinde kayda değer hiçbir başarımız bulunmamaktadır.   Avrupa Şampiyonası elemelerinde son maça kadar golümüzün olmadığı, TRT maç tanıtımlarında milli takımımızın az farkla dışarı giden şutlarının gösterildiği dönemlerdi bunlar.   Yabancı kontenjanının kademeli olarak arttırılması ile Türk Futbolu yurtdışında ciddi başarılar elde etmeye başlamıştır.

Bir diğer destekleyici örneğim yurtdışı ligleri.  İngiltere, İspanya, İtalya, Almanya gibi büyük liglerde yabancı sınırlaması yoktur(ya da AB Ülke vatandaşları için kontenjan sınırsızdır) bu ligler futbolu ve futbolcuyu evrensel kabul eder altyapılarında dahi kendi ülkeleri dışındaki yetenekli futbolculara yer açarlar.   Messi’nin Barcelona altyapısından yetiştiğini biliyoruz.  liverpool’un İstanbul’da Şampiyonlar Ligi Finalini kazandığında kadrosundaki İngiliz futbolcu sayısı yedekler dahil 5′i geçmiyordu fakat bu başarı bir “İngiliz” kulübünün başarısı olmuştur ve İngiliz futboluna hem maddi hem de manevi çok büyük değer katmıştır.  Burada kulüpler ve ülkeler büyük düşünür,

kendilerine katkı sağlayacak futbolcuları vatandaşı olduğu ülkeye bakmaksızın bünyelerine katarlar.

 

Özetle, Türk futboluna sınırlamalarla  bir kalkan yaratır Türk futbolcusunun bu şekilde forma şansı bulmasını sağlamak Türk futboluna orta ve uzun vadede ciddi zarar verecek yeni yeteneklerin yetişmesine olumsuz etki edecektir.   Bu kolaycılıktan vazgeçip futbolu ve futbolcuyu evrensel kabul ederek rekabet ortamını adil ve daha çetin bir duruma getirmemiz gerekmektedir.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

0

Uzun Kuyruk

Posted by mgocean on Mays 19, 2011 in e-İşletme, Ekonomi, İnternet, İş Modeli, Kitap, SEO, Strateji, Yönetim |

Uzun Kuyruk,  Chris Anderson’un özellikle dijital veri saklama ve iletme teknolojilerinin ekonomiyi nasıl şekillendirdiğini anlatan kitabıdır.

Eskiden “hit” olarak tanımlanan popüler konulara olan ilginin toplam tüketim içerisinde çok daha fazla yer tuttuğunu fakat şimdi özellikle dijital ortamdaki içerikler içerisinde niş konuların erişimi kolaylaştıkça daha çok insanın ilgisini çekmektedir.

Tipik bir kitapçıda 10.000 müzik CD’sinin yarısı 3 ayda bir tane bile satmazken, iTunes üzerinde satışa çıkartılan milyonlarca parçadan en çok satandan aşağı doğru inildiğinde 100.000′inci popüler parçanın hala 1000′in üzerinde satış rakamına sahiptir.  500.000′inci popüler parçanın satış rakamı hala sıfır değildir.   Çok uzun bir kuyruk ve bu uzun kuyruk artık toplam satışlar içerisinde gözardı edilemeyecek bir yüzdeye sahiptir.

Google iş modelini uzun kuyruk üzerine kurmuştur.  Çok küçük işletme hatta hatta bireysel bir girişim bile Google  Adwords üzerinde Garanti Bankası ile aynı şartlar altında reklam verebilmekte ve kendi niş müşterilerine ulaşabilmekte.   Sonuçta Google birçok konuya özel çeşitlendirilmiş her türlü reklamları, “herkese”, kolaylıkla bulunabilen ve erişilebilen bir ortamda sağlıyor.

Tek TV kanalı döneminde evinde televizyonu olan birine Dallas’ı izleyip izlemediğini sormak çok da anlamlı değildi çünkü “herkes izlerdi!”, şimdi ise Türkiye’de dizi sayısı senede 200′e  yaklaşmakta, bunların en az yarısı kendini finanse edecek kadar gelir elde edebilmekte.   Hatta dizilerin maliyeti bir kenara televizyonların izleyiciler için de bir gösterim maliyeti vardır, sonuçta gün 24 saattir ve birbiri ile çakışan diziler içerisinde izleyiciler bir tercih yapmak zorunda.  Tivibu, Digiturk Plus, DVR gibi tv yayınlarını kaydedebilen, ileri, geri oynatabilen kutular sayesinde artık birbiri ile çakışan dizi ve programların tamamını izleme şansına sahip izleyiciler, bu özellik de programların izleyiciler için olan maliyetini (izleme sırasında geçirilen zaman) minimize etmekte dolayısı ile önümüzdeki yayın dönemlerinde dizi sayılarının artacağı “müjdesini!!!” şimdiden vermiş olalım.
Meşhur pareto kuralını basit ve yönlendirici olduğu için çok severiz.  Aslında hap gibi alınan kesin bildirimler her zaman işimize gelmiştir.   Konumuz için; “en çok satan %20′lik dilim ürünün satışların %80′ini teşkil etmesi” olarak özetleyebileceğimiz bu kural artık üretim ve saklama maliyeti düşen ürünler için geçerli değil.   Pareto kuralına uyarak sadece hit ürünlerinize odaklanmanız durumunda çok önemli bir pazarı gözardı etmiş oluruz.

“Hit”ler kendilerini satarken nişleri nasıl pazarlanacak?   Bunun için ulaşılması gereken 3 net hedef vardır;

1.  Ürününüzü çeşitlendirin.

“Ürün çeşitliliği” de niş ürünlerin satış payından ciddi bir yüzde kapmak için çok önemlidir.   Britannica’nın 80.000 maddesine karşı wikipedia’nın birçok dilde 3.5 milyon açıklayıcı madde içermektedir.  Herhangi bir müzik marketten çok daha fazla, albüm ve şakıyı iTunes ya da TTNET Müzik sitelerinde bulabilirsiniz.  Atçılık ya da golf gibi niş bir konuda bir dergi arıyorsanız klasik bir dergi bayiinden ziyade eMecmua gibi dijital ortamlara bakmanızı tavsiye ederim.

Tabii ki bu çeşitliliği sağlamak ancak ürünleri düşük maliyetle sunmak durumunda gerçekleşebilir.  Britannica için yeni makale eklemek; içerik oluşturma, baskı, yayın vb maliyetleri beraberinde getirir fakat wikipedia için bu maliyet sıfıra yakındır.  İçerikleri kullanıcılar oluşturur ve denetler, stok ve dağıtım maliyeti çok düşüktür.   D&R içerisinde “hit” albümlerin satış oranı digital ortamdaki benzer platformlardakilerden çok daha yüksektir.  Çünkü D&R’ın filmler için ayırdığı raf maliyeti dijital ortamdakinden çok daha yüksektir(bir DVD için senelik yaklaşık 20$) dijital ortamlardaki stok maliyeti birim başına sıfıra yakındır bu nedenle, “hit”lere ve “niş”lere ulaşmak için aynı yol takip edilir.  Queen hayranı biri (mesela ben) çok eski ve ulaşılması kolay olmayan “A Day At Races” albümünü ya da “Sail Away Sweet Sister” şarkısını her mağazada bulamayabilir fakat bu albümleri ve şarkıları internet üzerinden bulmak çok daha kolaydır bu nedenle niş pazarları satışı bu mecralarda daha fazla pay almaktadır.

“Ya da” yerine “Ve”li düşünün :  Ürünler uzun zamandır tek seçenekle (renk, versiyon, dil vs.) sunulmamaktadır.  Fakat buradaki kıtlık, ürünlerin seçeneklerini birer alternatif olarak göstermekti.  iPhone ürününü tek renk olarak sunmakta fakat tamamlayıcı ürünlerden renkli ve şekilli kılıflardan birden çok alarak telefonunu ortama, kıyafetine göre kullanma şansını sevenler ve bunun için para harcayanlar hiç de az değil.  Artık DVD’lerin farklı dil, ses sistemi seçenekleri var hatta artık belirli bir yaş altındaki izleyiciler için belirli sahnelerin sansürlü versiyonlu hatta alternatif sonlu DVD’leri görmek mümkün.  Ürününüzü esnek ve düşük maliyete kişiselleştirilebilecek şekilde tasarlamanız size hem ürünün hem de tamamlayıcı ürünler satışından ciddi kar elde ettirecek, trendleri daha iyi takip etmenizi ve daha müşterilerinizin sadakatini kazanmanızı sağlayacaktır.

 

2.  Herkese ulaşmaya çalışın.

Radyolar, arabada, internetten, digitürk, d-Smart gibi uydu alıcılarından, iphone uygulamalarından, itunes’dan dinlenebilir dağıtım kanalının çok tutulması niş ürünleri de hedefleyen müşterilerinize ulaşmanın en iyi yolu.

Farklı ürünler, ya da aynı ürünün farklı satınalma formatlarına (toptan, perakende, taksitli taahütlü vs.) göre farklı fiyat uygulayarak daha çok müşteriye hitap edebilirsiniz.  Niş ürünlerin fiyatlarını düşürerek kuyruğu daha uzun ve yüksek tutabilirsiniz.  Tabii ki her ürünün öyle ya da böyle bir maliyeti olduğu gerçeğini unutmamak gerekir.

 

3.  Binlerce hatta milyonlarca ürün içerisinde müşterilerin istediklerine ulaşmasını sağlayın.  Hatta kendisinde yeni istekler oluşturabilecek yönlendirmeler yapın.

Herşeyden önce dijital ortamın sağlamış olduğu kolay ve çoklu kategorizasyonu doğru ve net bir şekilde ürünlerimize uyarlamalıyız.   Bir D&R mağazasına gittiğinizde DVD’leri, fırsat ürünler, romantik komedi,  aksiyon, belgesel, gerilim vs. şeklinde kategorize edilmiş bir şekilde bulabilirsiniz.   Ama fırsat ürünleri içerisinde, Tom Hanks’in oynadığı, romantik komedileri bulmak isterseniz baya zaman harcamanız gerekmektedir.   Her kritere göre birleşik sorgular yapabilme imkanını klasik mecralarda yapmak ne kadar zor ise, digital mecralarda yapmak o kadar kolay ve etkilidir, birden çok kategori ile ürün seçme imjanı, kullanıcıları niş ürünlere yönlendirmek için olmazsa olmaz bir fonksiyonalitedir.   Peki bu tip bir erişimi sağlamanın maliyetini nasıl düşürebilirsiniz?  ”Bırakın işi müşteriler yapsın”  Milliyet.com.tr haberler için gerekli anahtar kelimeleri kullanıcılara girdirerek erişimi kolaylaştırıyor, ayrıca müşterilerinizin ürünleriniz hakkındaki değerlendirmelerini, en beğenilen ürünler, X ürününü inceleyen müşterilerin inceledikleri diğer ürünlerin kaydını tutarak ürünlerinizi ilişkilendirmede ve kategorizasyonunda kullanabilirsiniz.

Sadece kategorilerin birlikte sorgulanabilmesi değil, kategori ve alt kategorilerin sayısı da dijital ortamda çok daha fazla artabilir.  Kitaplar için herhangi bir kitapçıda yaklaşık 20  –  30 kategori bulabilirsiniz fakat idefix.com.tr’de bu sadece konu başlıkları sayısı 200′e yakındır.  Bu arada yayınevi, yazar, yeni çıkanlar, çok satanlar, editörün tavsiye ettikleri, e- kitaplar gibi kategori gruplarını bulabilirsiniz (istediğiniz kelimeden kategori bağımsız arama yapabileceğinizden bahsetmiyorum bile).  Tabii ki bir kitabı incelediğinizde, benzer kitap tavsiyeleri, bu kitabı inceleyenlerin incelediği ve satın aldığı diğer kitaplar gibi sizi sadece hitlere değil bütün ürünlere yönlendiren özellikler de niş pazarların payını arttırmakta.

 

Uzun kuyruk’ta kar sağlamak için bu üç maddenin de 3′ünü birden sağlamak gerekiyor.  Bir maddenin dahi hakkaniyeti ile sağlanamaması sizi ciddi bir gelirden edebilir ve diğer 2 maddeye yaptığınız yatırımları boşa çıkartabilir.  Bu duruma bir örnek olarak Migros’un sanal marketini gördüğümde uzun kuyruk stratejisine uygun bir erişim kanalıyla karşılaşmaktan memnuniyet duydum fakat ürün stoklarının sizin lokasyonunuza yakın sadece bir mağazanın stokları ile sınırlı olduğunu görünce hayal kırıklığına uğradım.   Şahsen evime daha yakın 2 Migros market mevcut iken daha uzaktaki sadece bir mağazanın stoklarındaki ürünleri alabiliyor olabilmem hem hız hem de ürün çeşitliliğine erişimim için olumsuz faktörler.  Bu durum, uzun kuyruk stratejisinin yukarıda belirttiğim 2. (müşterilere erişim kanalının çeşitliliği) ve 3. (ürünlere erişim için sağlanan kolaylık) maddelerini yerine getirmekle beraber 1. madde (“ürün çeşitliliği”) konusunda geliştirilmesi gereken noktaların olduğunu göstermekte.   Sonuç olarak çok sevmiş olmama ve kullanım kolaylığı sağlamasına rağmen telefonumdaki bu uygulamayı sipariş vermek için kullanmamaktayım bu uygulama benim için atıl bir yatırımdan öteye gitmemekte.

Bu maddeleri uygulamanız aslında size pazarın mesajını daha net görmenizi sağlayacaktır.  Çok geniş bir kitleye, çok geniş bir ürün yelpazesi (ya da versiyonu) ile açılmanız durumunda.  Pazarın hareketlerini takip etmek için çok yüksek bir IQ’ya ihtiyaç yok.  Bunların uygulanmadığı durumlarda hangi ürünlerin satacağını “tahmin” etmek durumunda kalınır.

Bedavanın gücünü kullanın…  Özellikle dijital dünyada popüler ve işe yarayan iş modeli; temel hizmetleri bedava sunarak çok sayıda kullanıcıyı çekmek ve daha kullanışlı özellikleri belirli bir ücret karşılığı bu kullanıcıların bir kısmına sunmaktır.  Skype bu şekilde çalışır, apple store üzerinde satılan birçok oyun (angry birds gibi) ve uygulamanın lite versiyonunu bulabilirsiniz.  Dijital  dünyada ürün saklama ve sunma maliyetleri o kadar düşüktür ki bu ürünün ücretsiz versiyonunu deneyenlerin çok düşük bir yüzdesinin ürününüzü satın alması durumunda bile kar edebilirsiniz.

Tabii ki sadece ve sadece niş ürünlere odaklanmak da çok doğru bir strateji değil.  Hacim yaratmak ve müşterilerinizi çekmek için “hit”lere yapılacak yatırım da kesilmemeli.  Hem “hit”ler hem de “niş”ler doğru oranda pazarlanmalı.  Hitlerle marketinizin içine çektiğiniz insanların tercihlerini bulabilecekleri ya da yaratabilecekleri bir ortamda herkes mutlu olur en çok da market sahibi olan siz…

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

2

Sosyal Medya, Sosyal Medya için mi? Kurum için mi?

Posted by mgocean on Mays 3, 2011 in CRM, e-İşletme, Ekonomi, İnternet, İş Modeli, SEM, SEO, Strateji, Yönetim |

Sosyal Medya Pazarlama başlığı altında faaliyet gösteren bir çok yerli yabancı kurum var.  Fakat kimi kuruluşlar sosyal medyayı sadece bu mecrada yeralmış olmak için kullanmakta.   Kendi ürünleri, hizmetleri ya da mesajları ile sosyal medya faaliyetlerini tam olarak entegre edemiyor,  bilgi vermek ve klasik mecralarda yeralan reklamlarını sosyal medyaya taşımaktan öteye geçemiyorlar.   Bu yazıda sosyal medya üzerinde yürütülen faaliyetlerde hangi özelliklerin etkin kullanılması gerektiğini örnekleri ile birlikte sizlerle paylaşıyorum.

Halbuki Sosyal Medya pazarlama faaliyetleri için bugüne kadar görülmemiş  imkanlar sunmakta;

1 – Düşük Maliyet : Herşeyden önce bu mecrada pazarlama faaliyetine girmek çok daha az maliyetli, yaratıcılık kullanılarak hemen hemen sıfır maliyetle etkin kampanyalar yürütülebilinir.   IKEA’nın facebook üzerinden sadece resim tag’leme üzerine yaptığı kampanyaya bir gözatın;

 

 

2 – Müşterileri Daha İyi Tanıma Fırsatı : Sosyal Medya üzerinden sizinle iletişime geçen kişilerin demografik özelliklerine ve tercihlerine çok daha kolay ulaşılabilinir.  Aktif ve potansiyel müşterinizin segmentasyonunu daha az maliyetle ve daha gerçekçi bir şekilde yapabilirsiniz.   Bu CRM faaliyeti sayesinde müşterilerinize özgü promosyonlar, fırsatlar sunabilirsiniz. SpanAir havayolu şirketinin Christmas gecesi uçan ve bu özel akşamda yolculuk etmek zorunda kalan yolcularına hazırladığı süprizin  bir özelliği de yolcuların foursquare ve twitter accountları üzerinden kişisel tercihlerine göre özel hediyeler vermesidir;


3 – WOM Uygulama Kolaylığı : Sosyal Medya Pazarlamanın bir etkisi de ağızdan ağıza pazarlamanın(WOM) gücünün çok etkin kullanılabilmesidir.  Aslında bu güç de genelde çok etkin kullanılamamaktadır.   Twitter takipçileri, facebook fan’leri zaten firmaya bir şekilde ilgi gösteren ve muhtemelen sadık müşterilerden oluşur.   Sadece bilgi vererek bu kitleyi genişletemezsiniz.  Bu kitleyi firmanız, ürününüz mesajınız ile bağdaştırmalı hatta sizi etkilemesine izin vermelisiniz.

Aynı zamanda Malcolm Gladwell’in Kıvılcım Anı kitabında bahsettiği birleştiriciler, erbaplar ve satıcıları tespit ederek (http://profesyonelpaylasimlar.com/2010/01/21/kivilcim-ani-malcolm-gladwell/) bu kişiler üzerinden inanılmaz bir WOM etkisi yaratabilirsiniz.  Burada dikkat edilmesi gereken noktalardan bir tanesi, bu kişilerin sizlerin sadık müşterilerinizin olmaması ve sektörde opinion leader olmasıdır.  Hayatı boyunca Ford kullanmış birinin yeni Ford modeli tavsiyesi mi sizi daha çok etkiler yoksa çok çeşitli arabaları kullanmış, arabalar konusunda teknik bilgiye hakim bir kişinin Ford modeli tavsiyesi mi?

Bazı müşteriler, ürününüzü sizden daha iyi pazarlar, bunun için yeni ürününüzün pazarlama mesajının ya da ürün etiketinin oylamaya sunulması insanların sadakatini arttırabilir.  Ayrıca yeni ürününüzün prototipini, denemesi, görüş ve önerilerini paylaşması amacı ile sektördeki ciddi ve etkin (opinion leader) blog yazarlarına ücretsiz gönderebilirsiniz.

İşte Volkswagen – Fox Modelinin Sao Paulo’daki tanıtım faaliyetinin twitter üzerinden ne kadar etkin yapılabileceği ve hedef kitleniz üzerinde nasıl bir WOM etkisi yaratabileceğinize dair başarılı bir kampanya;

 

4- Davranış rahatlığının avantajı : Geçenlerde okuduğum bir haberde bir alışveriş merkezinin müşterilerden şikayet ve önerilerini toplamak için form doldurmaması üzerine alışveriş merkezinin tuvaletlerine öneri ve şikayetleri kaydedecek bir ses kayıt sistemi kurduğunu okudum.   Uygulama teşvik edici fakat sadece “tuvaletlerde” böyle bir sistemin kurulmuş olması, alışveriş merkezinin “rahatlama” kavramını biraz karıştırdığının göstergesi sanki.    Şaka bir yana sosyal medyada da insanlar kendilerini çok daha rahat ifade edebiliyorlar bunun için önlerinde birçok kanal hizmet olarak sunulmuş durumda artık görüş ve önerileri sunmak çok daha az maliyetli ve riskli hatta zaman zaman kazançlı bile olabilir.   Senaryo yazarı Birol Güven sık sık yazdığı senaryonun bir kısmını twitter kullanıcıları ile paylaşarak dizi karakterlerinin nasıl tepki vermesi gerektiğini takipçilerine sormaktadır.  Siz bu konuda görüşte bulunmuş ya da görüşleri takip etmiş biri olarak kendinizi diziye daha fazla ait hissedip belki planınızda olmadığı halde diziyi izleyebilir hatta arkadaşlarınıza izlemesini tavsiye edebilirsiniz.

5 – Kendini ifade etme imkanı : Sosyal Medya’da kişilerin ürünleriniz üzerinden kendilerini ifade etmesini sağlamak çok daha kolaydır.  BMW’nin  Build Your Own sayfası ile kendi BMW’nizi yaratabilirsiniz.  Ayrıca çok beğendiğim başka bir uygulama da babyTV’ye ait.  BabyTV’nin interaktif sayfasından kendi çocuğunuzun resmi ile çeşitli animasyonları kişiselleştirebiliyorsunuz.   Aynı zamanda Toyota “Everybody has a reason” sloganı ile başlattığı kampanyada hybrid araçları kullanmak için kişilerin gerekçelerini topladı.   Bu kampanya ile kişilerin kendilerini yüksek sesle ifade etmeleri durumunda söylediklerine daha çok inanmasını sağladı, kampanya içeriğinin kullanıcıları tarafından hazırlanmasını sağladı ve hybrid arabalar konusunda insanları daha da bilinçlendirdi (hem de bu işi yine kullanıcılarına yaptırdı).   Kampanya hakkında daha detaylı bilgiyi buradan bulabilirsiniz.

6 – Lokasyon ve Mobilite Avantajı : Mobil cihazlar ve data transfer maliyetleri düştükçe daha çok insan lokasyondan bağımsız sosyal medyayı takip edebilmekte.  Bu özellik nasıl bir avantaja dönüştürülebilir?   Akla ilk gelen en etkin yöntem lokasyon bazlı servisleri etkin kullanmak.    Başta Starbucks olmak üzere birçok kurum fiziksel lokasyonunuza göre sizlere çeşitli promosyonlar sağlamakta.   Kişileri sizin dükkanınızdan içeri almakta, “sanal” diye ifade edilen dünyanın gerçek kazanımları işte bu dönüşüm size kar getirir.  Sanal faydalarla müşterilerinizi devamlı mutlu etmeniz mümkün değildir.

7 – Ölçülebilir : Sosyal Medya üzerindeki faaliyetlerinizin olumlu ve olumsuz etkileri çok kolay bir şekilde ölçülebilir.  Google Analytics gibi araçlar sayesinde internet sayfanızın ziyaretçi sayıları, sayfanıza geridönüş oranları, twitter takipçi sayısı, fan sayısı, facebook ya da arama motorları üzerindeki reklamınızın beğenilme, tıklanma oranları anlık olarak izlenebilir buraya kadar yeni birşey yok burada önemli olan rakamlar değil rakamların mesajını almak ve yorumlayarak aksiyon almaktır.

8 - Hızlı ve Esnek : Sosyal Medya üzerinde yürüttüğünüz pazarlama faaliyetleri üzerinde çok rahatlıkla değişiklik yapabilir kampanyanın gidişatını izleyerek hızlı kararlar alıp uygulama imkanı sağlar.   Tepki gören bir televizyon reklamını (mesela 118 33) yenisi ile değiştirmeniz günler alırken sosyal medya ya da arama motorlarına yayınladığınız reklamların içeriğini değiştirmek dakikalarınızı alabilir.   Reklam faaliyetlerini izleyerek farklı segmentlere yönelmek, reklam bütçesini arttırmak / azaltmak, içerik değiştirmek, frekans değiştirmek, denemeler yapmak artık çok daha kolay ve hızlıdır.  Daha detaylı analiz ve etkin kullanım için; Google Adwords & SEM Etkin Kullanımı başlıklı yazımı inceleyebilirsiniz.

9 - Eğlencelidir : Evet sosyal medyada yeralmak eğlencelidir.  Unutmayın insanlar sizin reklamlarınızı mesajlarınızı görmek için sosyal ağlarda yeralmıyor, iyi zaman geçirmek için oradalar.  O zaman onlara eğlenecekleri bişeyler verin bu aşağıdaki gibi Heineken’in Şampiyonlar Ligi şaka organizasyonu ve mankenlerle yaptığı “teşekkür” organizasyonu videoları da olabilir,  Farmville oyununda Microsoft’un Bing tarlası da olabilir,  Vestel’in SecondLife’ta yarattığı eğlence merkezi de olabilir.

Microsoft Farmville Reklam

10 – Katılım (Involvement) Sağlamanın Kolaylığı : İnsanların aynı amaç ve mesaj peşinde birlikte birşey yapmaları için çok uygun bir platformdur Sosyal Medya.  Katılım sadakat sağlar.  Aşağıda bir hayvanat bahçesinde doğacak fil için yürütülen kampanya, sosyal medyanın gücü ve yine “sanal” ortamda yapılan faaliyetlerin somut sonuçlarını (hayvanat bahçesinin ziyaretçi sayısındaki artış) görmek için ideal bir örneğin videosunu bulabilirsiniz.

Sonuç olarak Sosyal Medyanın tamamen farklı dinamikleri olan bir dünya olduğunu kavramak, burada belirtilen ve belirtilmeyen özelliklerinden faydalanmak yakın zamanda bir avantajdan çok bir gereklilik haline gelecektir.  Bu nedenle bu  mecrayı hakkıyla kullanmak için çok geç kalmamak gerek.

Tags: , , , , , , , , , , , ,

0

Mavi Okyanus Stratejisi için 4 Eylem

Posted by mgocean on ubat 28, 2011 in e-İşletme, Ekonomi, İnternet, İş Modeli, Kitap, Strateji, Yönetim |

Mavi Okyanus Stratejisi W. Chan Kim ve Renee Mauborgne tarafından kaleme alınmış önemli strateji kitaplarından bir tanesidir.   Bu konuda başyapıt olan Geleceği Kazanmak kitabı (http://profesyonelpaylasimlar.com/2009/06/04/gelecegi-kazanmak-competing-for-the-future-gary-hamel-c-k-prahalad/) ile benzer bir temayı işlese de genelde strateji kitaplarında karşılaşmadığımız, stratejinin “uygulanmasına” yönelik somut yöntemleri de içererek farklılaşmaktadır kitap.   Bugünlerde çokça karşılaştığımız danışmanlık kavramı gibi bir çok kişi & kitap ne yapılması gerektiğini ifade etmekte fakat stratejinin “nasıl” uygulanması gerektiğine dair herhangi bir yönlendirme yapmamaktadır.   Bu yazıda Mavi Okyanus Stratejisi için belirlenen 4 eylemi kitaptaki ve ülkemizdeki örnekleri ile bilrilkte açıklıyor olacağım.

İki tür okyanus terimi kullanılmaktadır.   Kızıl okyanuslar, günümüzdeki mevcut endüstrilerin tümünü temsil eder.  Rekabet kuralları belli birçok firmanın rekabet içerisinde birbirlerine üstünlük sağlamaya çalıştığı oyanustur.   Mavi okyanuslar günümüzde mevcut olmayan yeni fırsatlar içeren, talep yaratma ve yüksek karlı büyüme fırsatı içeren alanlardır.

Mavi okyanuslar orada biryerde sizin yelken açmanızı beklemez mavi okyanusları şirketlerin kendileri yaratır.

Kızıl okyanusta faaliyet gösteren firmalar, rekabette üstünlük sağlamaya çalışarak mevcut talebi kendisi için kullanma eğilimindeyken mavi okyanusta yol alan firmalar rekabet unsurunu ortadan kaldırır ve yeni talepler yaratır.

Peki nasıl?

Yeni değerler yaratarak.  Yeni değerler yaratmak 4 eylem çerçevesinde gerçekleşebilir.

1. Yok et :  Endüstrinin tartışmasız kabul ettiği faktörlerden hangileri yok edilmelidir?   Bugünlerde ülkemizde gösteri yapan “Cirque de Soleil” kitabın en çok başvurduğu mavi okyanus örneği.   Siz hiç aslansız, kaplansız bir sirk hayal ettiniz mi?   Eğer Cirque de Soleil gösterisine bu tip hayvanları içeren bir show izlemek için bilet almışsanız siz kötü bir haberim var.  Çünkü Cirque de Soleil bu tip gösterileri sirkinden çıkartarak ciddi maliyet azaltmaya gitmiş, sirk gösterilerini tiyatral bir şekilde sunumu ile sirk kızıl okyanusunda kendi mavi okyanusunu yaratmıştır.    Önemli faktörleri devreden çıkartmak aynı zamanda bir innovasyon çeşididir.   Henüz sivil ticari bir katma değeri olmasa da bir casus uçağından “pilot” faktörünü ortadan kaldırmak bir innovasyondur.   Ülkemizden bir örnek vermek gerekirse tıpkı Southwest Havayolları gibi Pegasus Hava yolları da bilet ücretinin içerisinde sunulan yemek hizmetini ortadan kaldırmış bu sayede ciddi bir maliyet avantajı elde etmiştir.  Online satış sitelerinin ilk çıkış yaptığı zamanlarda tedarik zincirinde bayii’leri ve diğer toptancıları ortadan aldırarak direkt satışın avantajını kullanmışlardır.  Yıllar önce bir karikatürde esnafın duvarında “Satılan mal geri alınır fakat zorlu çıkartılır” şeklinde bir yazı okumuştum.  Bugünlerde bir beyazeşya firması garanti kapsamında verilen hizmetler için ürünün fiş ya da faturasının saklanması zorunluluğunun ortadan “kaldırıldığını” televizyon reklamlarında belirtmekte.

2. Azalt :  Hangi faktörler endüstri standartlarının altına çekilmelidir?  Burada ilk aklagelen faktörler müsterilerinizin harcayacağı zaman ve paradır.   Fakat bunlar genel kavramlardır bu faktörlerdeki azalmaları nasıl sağlayacağınızı daha net belirlemek gerekir.   Ülkemizdeki yerli beyaz eşya üreticilerinin “azalttığı” en önemli faktör yabancı ürünlerin daha kaliteli olduğu varsayımıdır.  Bunun için Beko’nun yaptığı gibi beyaz eşyaların tüm dünyada kullanıldığını belirten ihracat faaliyetlerini ön plana çıkartan reklamları ve sloganları (“Beko bir dünya markası…”) kullanmak akıllıca.   Doğru tercih yapmak için uzman olmanın gerektirdiği ürün (şarap, laptop, LCD TV, ortopedik yatak, araba) çeşitlerini “azaltmak” ve uzman olmayan kişiler için seçimi kolaylaştırmak bu anlamda atılmış bir adımdır.

3. Yükselt :  Hangi faktörler sektör standartlarının çok üstüne çıkartılmalıdır?  Rekabet edilen muadil ürünlere karşı daha yüksek kalitede ürün geliştirmeyi tercih edebilirsiniz.  Hatta hatta fiyatınızı yükselterek ucuz, kalitesiz ve aynı standartta olan ürünlerden farklılaşabilirsiniz.   Kuyumculuk sektörünü düşünün.   Atasay Altın vs. gibi firmalar altın fiyatlarının global bazda standartlaştığı bir ortamda altına “Marka” ekleyerek ve  daha yüksek fiyattan satış yaparak tüketicilerin prestij satınalmalarını (ya da öyle hissetmelerini) sağlamak bu durum için güzel bir örnektir.

4. Yarat :  İşte en sevdiğim madde; endüstri standartlarında olmayan ne gibi faktörler yaratarak mavi okyanus oluşturabilirsiniz?  Cirque de Soleil sirk gösterilerine “konu” yani senaryo faktörünü yaratmıştır.  Birbirinden bağımsız gösteri parçalarını ard arda sunmak yerine gösterileri mantıksal olarak birleştiren ve bir senaryo içerisinde sunan bir sirk gösterisi sektörde olmayan bir faktör yaratmıştır.   Bir Beşiktaş taraftarı olmama ve rağmen Fenerbahçe’nin maça gelen taraftarlarına stadın tamamında bilette yeralan sıra ve koltukta oturmasının güvencesini vermesi, stadın heryerini ısıtarak hem taraftarların konforunu sağlaması hem de taraftarların montlarını çıkartarak gururla aldıkları formalarıyla maç izlemelerini sağlamasınınbu konuya güzelbir örnek teşkil ettiğini ifade etmem lazım.   Takım sadakatini ve forma satışlarına da doğruda olumlu etki yapan bu faktörler bu madde için ideal örneklerdir.

Mavi Okyanus Stratejisi her alanda uygulanabilecek yöntemleri örnekleri ile dile getiren türüne az rastlanan bir strateji kitabı.  Strateji uygulamaları konusunda daha bir çok yöntemi anlaşılır bir dille örnekleri ile ve analitik yaklaşımla anlatmaktadır.  Okunmasını tavsiye ederim.

Tags: , , , , , ,

0

RFP – Teklif Talep Formu Neden Gereklidir?

Posted by mgocean on Ocak 27, 2011 in Bilgi Teknolojileri, e-İşletme, İnternet, RFP, Yönetim |

Bu yazımda RFP’nin önemi ve avantajlarının vurgulanmasının yanısıra örnek olarak kullanılabilecek Türkçe bir Teklif Talep Formu’da sizlerle paylaşılmaktadır.

Request for Proposal (RFP) yani Teklif Talep Formunun hazırlanması ve aday firmalar ile paylaşılması genelde bir hizmet ya da ürün satın alma sürecinde atlanan önemli bir adımdır.  Ürün / hizmet satın alacak firma için bu aşama ilk bakışta çok avantajlı görünmeyebilir.   Öncelikle bu iş için zaman ve kaynak ayrılması, zaten sizinle iş yapmaya ve teklif vermeye hevesli firmalar bulunduğu sürece gereksiz görünebilir.   Ayrıca daha büyük çekince projenin bu aşamasında projenin ve teklifin kapsamını yazılı bir ortama taşımak ve muhtemel bir sözleşmeye referans göstermek, satın alma yapacak paydaşın projenin gelişimi aşamasında yapacağı değişiklik isteklerini ve yeni fonksiyonalite taleplerine engel olabilir.   Talepkar firmalara kapsamı dokümante etmenin kendilerini sınırlandırdığını düşünebilir.  Burada gözardı edilmemesi gereken üç avantaj vardır;

1 – Teklif  Talep Formunda belirtilen kapsam nihai kapsam değildir projenin ilerleyen aşamalarında karşılıklı görüşmelerle detaylı iş gereksinimleri ve teknik gereksinimler belirlenebilir.  Alıcı firma olarak esnekliğinizi kaybetmiyorsunuz.

2 – Teklif Talep Formu Hazırlamak ne istediğinizi bilmenizi sağlar daha sağlam temeller üzerine projenizi inşa etmenizi ve detaylı kapsamların daha hızlı ve etkin belirlenmesine yardımcı olur.

3 – Teklif Talep Formunda Belirlenen şartlar sadece sizi değil tedarikçi firmaların da şartlarını netleştirir.   Ekstra maliyet üreten ya da yapılması uygun olmayan kapsamın baştan belirlenmesi ve sonradan meydana gelebilecek risklerin projenin başında gündeme getirerek çok daha az maliyetle bu risklerin önüne geçilmesini sağlar.   Örnek vermek gerekirse e-ticaret paketi satın alması için hazırlanan RFP’de belirlenen “müşterilerin kredi kartı bilgilerinin sistemde saklanması ve sorgulanabilmesi” gibi bir gereksinim talebinin uygun olmayacağı görüşünü tedarikçi firmalar sözleşme öncesinde belirtebilir, firmanın bu beklentisini baştan revize edebilir.   Projenin ilerideki aşamalarında ya da sonunda bu tip bir geribildirim ilişkileri yıpratabilir.  Ayrıca tekliflerin içerisinde projede çalışacak personelin özgeçmişlerini, proje takvim ve maliyet planlarını, firmanın destek faaliyetlerinin detaylarını, referanslarını tedarikçilerden baştan bildirmesini isteyerek daha planlı ve öngörülebilir bir denizde yola çıkmanızı sağlayacaktır.

 

Örnek olarak sizlere bir e-Ticaret paketi satınalması için hazırlanabilecek bir “Teklif Talep Dokümanı”nı ana başlıklarını aşağıda iletiyorum;  Fakat unutmayın ki bu sitede paylaşım esastır bunun için örnek olarak e-Ticaret paketi satınalması için detaylı  Örnek Teklif Talep Dokümanı nı bu linkten indirebilirsiniz.  Örnek Doküman ve şablon farklı tedarikler için de kullanılabilinir.

1       Proje Bilgisi

1.1         Giriş.

1.2         Şirket Hakkında Bilgi

1.3         Kısıtlamalar ve Gizlilik.

1.4         Kapsam.

1.5         Teklif Gönderimi

1.5.1          Teklif İçeriği

1.5.2          Teklif Süreci Takvimi

1.5.3          Değerledirme Kriterleri

2       Proje Gereksinimleri

2.1         Projenin Geçmişi

2.2         Mevcut Sistemler.

2.3         Fonksiyonel İhtiyaçlar.

2.3.1          Genel Özellikler.

2.3.2          Arama Motoru Optimizasyon İhtiyaçları

2.3.3          Site Yönetimi Gereksinimleri

2.3.4          Ürün ve Kategori Yönetimi Özellikleri

2.3.5          Arama Özellikleri

2.3.6          Alışveriş Özellikleri

2.3.7          Ödeme ve Lojistik İhtiyaçları

2.3.8          Müşteri Hesaplarının Yönetimi

2.3.9          Müşteri Hizmetleri Yönetici Gereksinimleri

2.3.10        Müşteri Gereksinimleri

2.4         Teknik Gereksinimler.

2.5         Destek Hizmetleri Gereksinimleri

3       Firma Bilgisi

3.1         Organizasyon.

3.2         Kaynaklar.

3.3         Referanslar.

3.4         Lokasyon ve Hosting.

3.5         Yardım Masası

3.6         Orta ve Uzun Vadeli Planlar.

3.7         Test ve Kalite Güvence.

3.8         Felaket Senaryosu – İş Sürekliliği

4       Proje Takvimi

5       Projenin Kapsamı

6       Proje Maliyeti

Tags: , , , , , , , , , ,

0

E-Ticaret Sitesi İş Planı Nasıl Hazırlanmalı

Yazımın başlığı her ne kadar E-Ticaret Sitesine özel bir durumu ifade etse de, bu yazıda kullanılacak iş planı hazırlama tekniklerini farklı mecralardaki farklı girişimler için de kullanılabilir.  E-Ticaret vurgusu sadece örneklemenin yapıldığı iş koludur.

İnternet üzerinden hemen hemen her türlü iş kolu için iş planı örnekleri, şablonları bulmak mümkündür.  İlgili örnek iş planlarını kendinize uyarlamak çok kolaydır.  Bu yazıda ilgili planın şablonu ve başlıkları tanımlanmayacaktır her zamanki gibi internet ve diğer kanallardan kolaylıkla erişemeyeceğiniz konular ele alınacaktır. Plan konusunda dikkat edilmesi gereken 2 önemli unsur vardır;

1. Şablon ya da Örneklerde Belirlenen Başlıklar Sınırlarınızı Belirlemesin:  İş Planı, sadece hazırlamış olmak için ya da girişimcilerin kendilerini iyi hissetmeleri için hazırlanan bir plan değildir.   Planlar, işleyiş sırasında devamlı kontrol edilmeli.  Plana uygunluk, hedeflere olan mesafe devamlı ölçülmelidir.  Aynı zamanda planlar revize edilebilmelidir.  Plan kolaylıkla güncellenebilmeli, iç ve dış faktörlerdeki (pazarlama bütçesi, enflasyon oranı, ürün kar marjı vs.) olası değişikliklere çok hızlı adapte olabilmeli.

2. İşte bu adaptasyon ve esneklik çerçevesinde iş planı; dinamik , çeşitli senaryolara karşı gelir gider tablolarındaki, ROI’nin,break-even noktasının değişikliğini izleyebileceğini bir simulasyon formatında hazırlanmalıdır.

Simulasyon kelimesi gözümüzü korkutmasın orta seviye excel bilgisi ile iş planına yapılabilecek katkı bu anlamda çok fazladır.

Bu yazının temel konusu yukarıda belirtilen 2 maddeye destek olacak simulasyonu tanımlamak ve örneklemektir.

Şimdi gelelim örneğimize;  İş planını bir e-ticaret sitesi üzerinden simule ediyor olalım;

Diyelim ki Internet üzerinden kitap satmak üzere bir e-ticaret sitesi kurmaya karar verdiniz.   Gelir Gider tabloları için 2 yıllık bir projeksiyon yapmak istiyorsunuz.  Bütçenizi en etkin şekilde kullanarak, en fazla getiriyi sağlamak istiyorsunuz;  Bu simulasyon için birkaç adet parametre tanımlamamız gerekmekte;

1. SEM (Arama Motoru Pazarlama) için yoğunlukla kullacağınız anahtar kelimelerin maliyeti / Tıklama Oranı :  “Kitap”, “e-kitap”, “roman”, “yayın” gibi siteniz için trafik yaratacak anahtar kelimelerine Google gibi arama motorlarının biçtiği ortalama değer.  Örneğimiz için bu değeri 30 kuruş olarak belirleyelim.

2. Tıklama Oranı : Sayfanız için hazırlamış olduğunuz, bağlantılar, reklamların tıklanma oranını ifade eder.  Örneklemek gerekirse sitenizle ilgili bir blog yayınladığınızda blogunuzu takip eden kişilerin % kaçının alışveriş sitenizi ziyaret ettiği, ya da twitter ziyaretçilerinizin % kaçının tweet’lerinizdeki bağlantıları tıkladığının oranıdır.

3. Conversion Rate : Sayfanızı ziyaret eden kişileri istediğiniz aksiyona yönlendirme(üye olma, alışveriş yapma vs.) yüzdesi. Bizim örneğimizde ziyaretçilerimizin reklamla gelen ziyaretçilerimizin %2′si alışveriş yapmış olsun.  Conversion Rate değeri her kanal için ayrı belirlenebilir.

4. Ortalam Alışveriş Tutarı : Sayfanızdan yapılan alışverişlerin ortalama tutarı.  Örneğimizde 50TL olsun.

5. Ürünlerin kar marjı :  Ürünün satışından elde edilen net kar.  Örneğimizde Kitap için % 30, DVD için %10, Müzik CD’si için %10 ve e-kitap için %50 kar marjı öngörülmekte.

6. Ürünlerin toplam cirodaki payı :  Toplam yapılan satış içerisinden, ürün ya da ürün kategorilerinin paylarını ifade eder.   Bizim örneğimizde, her 100TL’lik alışveriş içerisinde ortalama 70TL’lik Kitap, 15 TL’lik DVD, 10 TL’lik Müzik CD’si ve 5TL’lik e-kitap alınmış olsun.

Türkiye’de ve dünyada hızla artan internet üzerinden alışveriş cirosundan pay almak istiyorsunuz.  İş Planınızda yeralacak gelir gider tablolarının projeksiyonu için parametrelerinizi belirlediniz şimdi sıra simulasyon excelinizi oluşturmaya geldi.

Önce trafik yaratacak kanallar;

Ocak 2010 için sayfamızda trafik yaratmak adına yukarıda belirtilen kanalları kullanmayı hedefledik.  Her kanal için ilk 4 parametreyi tablomuza işledik ve formulize ettik.   Dolayısı ile reklama harcanan maliyetin arttırılması / azaltılması durumunda direkt satış rakamlarına etkisini görebilir, twitter takipçilerinizin artması durumunda bu artışın satışa olan yansımasını excel üzerinden takip edebilirsiniz.   Ayrıca zaman içerisinde değişen parametre değerlerini de kanal bazında değiştirerek güncel şartlara uygun gelir gider tablonuzu oluşturabilirsiniz.

Şimdi gelelim trafik kanallarından üretilen satış rakamlarının ürün kategorilerine göre dağılımına;

Bir önceki trafikten elde edilen gelirler ürün kategorilerine cirodaki %’lerine göre dağılır.   Kar marjları formulize edilerek ürünün maliyeti ve satış geliri elde edilir.

Aylık Diğer Maliyetler gelir gider tablosuna işlenir.

 

Dolayısı ile 2010 Ocak ayı için örnek Gelir Gider Tablonuz şu şekilde oluşur;

İlgili çalışma örnek teşkil etmesi açısından 1 Aylık periyod için yapılmıştır. 6 Aylık ve yıllık parametreler, bütçeler belirlenerek yatırımınızın geridönüşünü hesaplayabilirsiniz.

 

Hazırlamış olduğunuz simulasyonu sadece plan için kullanmak yerine zaman içerisinde değişen parametreleri ve bütçenizi güncelleyerek zaman içerisinde de kullanabilir, reklam bütçemi / twitter kullanıcımı / blog takipçilerimi ne kadar arttırırsam gelirim nasıl etkilenir?  e-Kitap satışlarımın yüzdesini toplam satışım içerisinde % 50 arttırmam durumunda ne kadar kar elde edebilirim? gibi stratejik kararların sonuçlarını önceden görmek için de kullabilirsiniz.

Simulasyon ile ilgili her türlü sorunuz ve full excel dosyası için benimle mehmetguzel35@gmail.com adresinden iletişime geçebilirsiniz.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

0

CRM Vizyon

Posted by mgocean on Aralk 22, 2010 in CRM, Strateji, Vizyon, Yönetim |

Birçok firmada CRM’in Projesi, IT departmanlarının sorumluluğunda yürütülmektedir.  Projenin execution aşamasında IT önemli bir yer tutmakla beraber, CRM Projesinin kapsamı sadece bir sistemin devreye alınması olarak tanımlanmamalı.   Müşteri İlişkilerini Uzun yıllar yönetmiş olan firmalarda dahi Müşteri İlişkilerinin etkin yönetilmesi, bu yönetimin kurumun ortak standartlarında yapılması, kurum süreçlerinin revize edilmesi gibi farkındalıklar da yaratılmalı.
CRM Projelerinin teknik bacağından bağımsız olarak Sayın Mehmet Evcim’in vermiş olduğu ve yukarıda bahsedilen farkındalığın yaratılması anlamında çok verimli olan CRM Vizyon Eğitim’inin kısa bir özetini sizlerle paylaşmak isterim.

Kurumlar için pazar başarısındaki temel faktörler zaman içerisinde farklılaşmaktadır.  Ürün ve Fiyat Lidreliğinin yanısıra artık İlişki Liderliği günümüzde çok önemli bir başarı faktörüdür.

Kurumlar için Müşteri Mülkiyet’inin ne kadar önemli bir özvarlık olduğunu vurgulamakla beraber bu değerli özvarlığın nasıl elde edilmesi, nasıl elde tutulması ve katma değere dönüştürülmesi gerektiği konusunda da metodolojik yaklaşımlar eğitimde detayları ile paylaşılmaktadır.

CRM Temel Alanları ve gerektirdiği yetkinlikler şu şekildedir;
1. İnteraktif CRM – Etkileşim :
Kanal Yönetimi, müşteri ihtiyaçlarının algılanması ve refleks sisteminin oluşturulması, kurumsal davranış modellerinin oluşturulmasını kapsar.

2. Analitik CRM – Bilgi Kullanımı :
Veritabanı yapısının belirlenmesi, saklanacak ve ilişkilendirilecek müşteri verilerinin, verilerin standardizasyonlarını sağlayacak look-up tablolarının belirlenmesi, statik ve dinamik bilgilerin karakteristiklerinin belirlenmesi, Veri üreten kanalların yönetilmesi, veri ambarı analiz ve raporlama araçlarının kullanılması, davranış modellerinin tespiti, müşteri segmentasyonunun yapılması ve müşteri ile ilgili her verinin kolay erişilebilir ve güvenli bir şekilde saklanmasını içerir.

3. Operasyonel CRM – Metodoloji :
Üst Yönetim başta olmak üzere kurum içerisindeki değişimin yönetilmesi, süreçlerin müşteri merkezli yaratılması ve süreçlerin ölçülebilir olması, satış, pazarlama, Müşteri hizmetleri, ERP otomasyonlar ve entegrasyonlarının yapılması, ürün ve hizmetlerin pazar ihtiyaçlarına göre uyarlanabilmesini kapsamaktadır.

4. Strateji CRM – Karlılık Modelleri :
CRM ROI’sinin planlanması ve ölçülmesi, rekabet modellerinin oluşturulması, kritik başarı faktörlerinin belirlenmesi, müşteri seçme, edinme ve koruma süreçlerinin işletilmesini kapsamaktadır.

Peki bu yetkinlikler nasıl kuruma kazandırılır?  Bu sorunun cevabı detaylı olarak eğitimde verilmekle beraber, kurumun 3 ana kavramı yetkinlik kazanmak için verimli kullanılmalıdır; “İnsan”, “Süreçler”, “Teknoloji”
“İnsan” unsuru için vurgulanması gereken nokta şudur;  Yazının başında CRM’in kurum için bir IT projesi olmaması gerektiğini belirtmiştik.   CRM Vision Eğitiminin hizmet ettiği temel amaç kurumun “İnsan” unsuru üzerinde yetkinlik kazanmasıdır.

Bu faydalı eğitimin devamında; Müşteri İlişkilerinin 4 Etabı ve CRM iş fonksiyonları ile ilişkileri,  CRM taktik planı modellemesi, CRM yolculuğunun geçmesi gereken önemli kilometretaşları, Müşteri odaklı olma hedefine yürürken gereksinim duyulan kavramlar, sistemler, süreçler, yetkinlikler belirtilmiştir.  CRM konusunda herhangi bir aksiyon alınmadan önce İnsan unsurunun farkındalığını ve katılımını sağlamak için çok önemli ve faydalı olan bu tarz eğitimlerin ve workshop çalışmalarının kurum içerisinde yapılması büyük önem arzetmektedir.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , ,

0

Bir Dakika Yöneticisi – The One Minute Manager

Posted by mgocean on Ekim 25, 2010 in Kitap, Strateji, Yönetici, Yönetim |


Kenneth Blanchard ve Spencer Johnson’ın yazdığı bu kitap çok akıcı ve etkin bir anlatıma sahip.  Bu kitapta verilen yöneticilik metodları ve sırlar uygulamada zorluk çekilecek kadar “sade” olduğunu söylemeliyim;
Kitaba göre, bir dakika felsefesinin ilk sırrı ve temeli;

Bir Dakika Amaçlarının Saptanması :
Çalışanlardan beklentilerin, tam ve net olarak ifade edilmesi ve anlaşılması gerektiğini vurgular.  Bu durumu ölçmenin basit bir yöntemi vardır;  Çalışanlara ne yaptıkları sorulur, aynı zamanda çalışanlarının ne yaptıkları yöneticilerinden öğrenilir.  Her iki liste karşılaştırılır.  Bu iki liste paralellik gösteriyor mu?
Çalışanlara verilen her hedef bir kağıdı geçmeyecek şekilde yazılır, okunması 1 dakikayı, kelime sayısı 250′yi geçmez geçmez kısa ve özdür.  Size daha önce uygulayı zorlayacak kadar basit olduğunu söylemiştim.

İnsanların hedefini görmesiyle ilgili şu örnek verilmiş;  Bowling oynarken topu atmadan devirmeniz gereken labutları görürsünüz ve top labutları vurduğunda (ya da vurmadığında :) )   Kişi amacına ulaşıp ulaşmadığı ile ilgili net bir fikir sahibi oluyor.   Birçok organizasyonda yöneticiler, labutların önüne bir perde çekiyor, çalışanın attığı top perdenin arkasında kayboluyor ama labutların devrilme sesini duyabiliyor.  Çalışana atışının nasıl olduğu sorulduğunda “Bilmem baya ses çıktı herhalde iyiydi” cevabı alınıyor.   Ne kadar motive edici!!!.  İyi bir yönetici bu perdeyi kaldırmalı.  Peki yöneticiler bu perdeyi neden koyar?  Astlarının çok iyi çalıştığının çalışanların kendileri ya da başkaları tarafından görünmesini istemez birçok yönetici.  genel görüş, iyi yönetici olmak için astların yanlış yaparken yakalamak gerektiği düşünülür.  Astları yanlış yaparken yakalamak için de hedeflerin önüne perde koymak kadar etkili ve kolay bir yöntem olamaz.

Bir Dakika Takdirleri :
Parola: “İnsanların potansiyellerinin tamamını kullanmalarına yardımcı olun.   Onları doğru bir şey yaparken yakalayın”.  Genelde organizasyonlarda çalışanlar yanlış yaparken yakalanmaya çalışılınır, bu felsefede durum biraz daha farklı.  Çalışanlar doğru işi yaparken yakalanınca bir dakika takdiri alınır ve içten 1 Dakika takdiri alır.   Takdir aşamasında kişinin omzuna koluna dokunmak mesajın gücünü çok fazla arttırır.  İnsanlar kendilerine dokunulduğunda çok etkilenir bu nedenle dokunan kişinin kendilerine karşı çok olumlu hisler beslediğinden emin olmalı aksi halde mesajın gücünü azaltabilir.

Bir Dakika Uyarıları :
Yanlış yapıldığında ya da amaca ulaşılmadığında bir dakika uyarısı verilir.  Uyarının, ilk 30 saniyesi hatanın tanımı ve size hissettirdiği olumsuz duygular(üzüntü, kızgınlık, hayal kısırklığı vs.) ifade edilir.  Son 30 saniyede de içten övgü ve güven ifadesi ile uyarı tamamlanır.  Uyarılar kişisel değil, amaç ve iş odaklı olmalıdır.  Öncelikle sert olmak sonra destekçi olmanın daha tutarlı bir duruş olduğu belirtiliyor kitapta.  Uyarıların başkalarından duyulan bir olaya göre değil, bizzat şahit olunan bir durumda verilmesinin çok daha etkili olacaktır.

Kitap zamanın ve eforun verimli kullnılmasına da vurgu yapmakta.   Einstein’a telefonu sorulduğunda telefon defterinden bakarak söylediğine dair bir anektod vardır.  Özellikle bilginin bu kadar kolay paylaşıldığı modern dünyada kolaylıkla erişilebilecek bilgileri ezberlemenin verimsizliğine dikkat çekmekte.

Kitabıın son bölümünde de Yöneticinin başarılı olmak ve başarılı yöneticilerle çalışmak için 3 seçeneğinden bahsediyor;
1. Başarılı Yöneticileri işe almak.
2. Başarılı olma potansiyeli olan yöneticileri işe almak ve eğitmek.
3. Dua etmek.

Başarılı bir gelişimin, net olarak belirtilen hedeflerin zamanla yükseltilmesiyle sağlanabileceğini belirtiliyor kitapta;  Gösteri havuzunun çok üzerine çekilen iplerin üzerinden atlayan balinaların eğitim sürecini örnek olarak gösteriyor yazar.  Balinaların ilk ip üzerinden atlama eğitimi dersinde ip sizce nereye konuluyor?  “Havuzun dibine!”.  Balina her ipin üzerinden geçtiğinde ödüllendiriliyor.  İp suyun içerisinde biraz daha yükseltiliyor.  Balina ipin üzerinden her geçtiğinde ödüllendiriliyor fakat ipin altından geçtiğinde cezalandırılmıyor.  İpin üzerinden geçmenin “iyi birşey” olduğunu anlayan balina için artık ipin suyun üzerinde çekilmiş olması bir show malzemesi olarak kullanılıyor.  Peki doğru bir örnek mi?  Hayvanların eğitim süreci ile insanları eğitmek doğru bir yaklaşı mı?  Yazarın bu konuda pek tereddütü yok.  Çocukların yürümesi aşamasında adım attıkça onları motive edişimizi, konuştuğunda “Su”ya “Bu” dese bile, onları anladığımızı ve gelişimleri takdir ettiğimizi bu sayede çocukların çok daha hızlı öğrendiğini belirtiyor.

Ceza vermek kitap tarafından çok önerilmeyen bir eğitim yöntemi.  Yazara göre ceza verilmesi durumunda insanlar yaptıkları işleri düzeltmek yerine aynı işi aynı yöntemle “yakalanmadan” yapmak konusunda kendisini eğitiyor ve yönlendiriyor.  Cezanın insanların hareketlerini kısıtladığı, risk almaktan çekidirdiği ve yaratıcılıklarını baltaladığı aşikardır.  Çocuğunuz her yürüme teşebbüsünden sonra yere düştüğünde ona kızarsanız ne kadar daha yürüme teşebbüsünde bulunabilir ki?

Sonuç olara kitabın anafikrini kitapta geçen bir cümle ile ifade etmek isterim;
Amaçlar davranışları başlatır.  Sonuçların bilinmesi ise davranışların devamını sağlar…

Tags: , , , , , , , , ,

4

Google Adwords & SEM Etkin Kullanımı

Posted by mgocean on Austos 10, 2010 in Bilgi Teknolojileri, e-İşletme, İnternet, SEM, SEO |

İnternet üzerinden pazarlama yapmak için en sık kullanılan yöntemlerden bir “Search Engine Marketing”dir ve bu yöntemin en yaygın kullanıldığı araç da Google Adwords sistemidir.   Anahtar Kelime tabanlı herhangi bir e-pazarlama aracı için dikkat edilmesi gereken ve pazarlama için kullanacağınız bütçeyi en etkin kullanmak adına bir  noktayı vurgulamak isterim;

CTR (Click Through Rate) Yanıltıcıdır : Sadece reklamınızın tıklanma oranını belirten CTR endeksini reklam verimliliğini ölçmek için yanıltıcı olacaktır.  Daha etkin bir değerlendirme için, reklamınızla sayfanıza gelen ziyaretçilerin sayfanızda aldığı ve almadığı aksiyonlar da değerlendirilmedir. Google Adwords için hazırlanmış tamamen ücretsiz “Conversion Tracking Tool” sayesinde, adwords aracılığı ile sayfanıza gelen ziyaretçilerin sayfanıza üye olma, sayfanızdan alışveriş yapma oranlarını takip edebilirsiniz.  Bu oran sizin “Conversion Rate” inizdir.   Reklamlarınız için CTR ve Conversion Rate çarpımından çıkan rakam sizin adwords reklamınızın etkinliğini çok daha net ifade eder.

Birden çok reklam oluşturarak ve reklamlarınızı zamanlama ve süre olarak homojen yayınlamanız durumda ilgili çarpanları kıyaslayarak en etkin reklam kampanyanıza karar verebilirsiniz.  Hangi reklamları kullanmamanız gerektiğini hangilerine daha çok yatırım yapmanız gerektiğini belirleyebilirsiniz.

DİKKAT!!! :  Google Adwords sizin için reklamları bu anlamda optimize ettiğini iddia eder ve default olarak Kampanya Ayarlarının altında bulunan Optimize (bknz. Aşağıdaki resim) ayarı açıktır.  Bu ayarı “Rotate” olarak değiştirin.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

0

Projelerde Proaktif Davranmak için Kazanılmış Değer Analizi

Posted by mgocean on Haziran 14, 2010 in Kazanılmış Değer Analizi, Kestirim, Proje Yönetimi |

28 Mayıs’ta MCM Group tarafından düzenlenen 1. Ulusal Proje Meslek Konferansı konuşmamın konusu “Projelerde Proaktif Davranmak için Kazanılmış Değer Analizi” idi.  Öncelikle konferans hakkında kısa bir bilgi vermek isterim;
http://www.upmk.org/  adresinden de detaylı bilgiye ve detaysız fotoğraflara :)  erişebileceğiniz gibi, konferans ülkemizde Proje Yönetiminin bir meslek olarak benimsenmesini hedeflemekte.  Devlet ve özel sektördeki Proje Yönetimi uygulamaları konusunda faydalı paylaşımlar yapılan konferansın geleneksel bir yapıya dönüşmesini ümid etmekteyim.

http://www.mcm.web.tr/images/stories/6MehmetGUZELISBANKASI.pdf bağlantısından erişebileceğiniz sunumumda Kazanılmış Değer Analizinin standart tanımının yanı sıra pratik hayattaki kullanımı, nasıl ve ne zaman kullanılması gerektiği, analiz sonuçlarının yorumlanması konusunda bilgi paylaşımında bulundum.  Kazanılmış Değer Analizi ile ilgili detaylı yazımı http://www.profesyonelpaylasimlar.com/2009/05/proje-yonetimi-kazanlms-deger-analizi.html adresinde bulabilirsiniz.
Bunun yanısıra vurgulamak istediğim nokta; kazanılmış değer analizi konusunda projenin ilk gününden itibaren sonuçların takibinin önemidir.  Proje ilerledikçe; SPI ve CPI değerlerini yakalamanın maliyetini ne kadar dramatik boyutlara eriştiğini sunumun 15. slide’ındaki grafikten de görebilirsiniz.

Sunumumun ve yazımın önemli noktası şudur;
Sonuç olarak, Kazanılmış Değer Analizi sadece bir analizdir size mesaj verir bu mesajı doğru algılamak, kendinize itiraf etmek ve aksiyon almak Proje Yöneticilerinin yönetmesi gereken bir süreçtir. 1 senelik bir projeye ilk 10 gün için “gecikti” diyebilir miyiz? Evet diyebiliriz ve hatta durum bu ise demeliyiz de. Kazanılmış Değer Analizi verilerinin sponsor, müşteri ve diğer paydaşlar tarafından ciddiye alınması bu değerlerin öneminin farkındalığına vardırılması biz Proje Yöneticilerinin görevidir.

Tags: , , , , , , ,

2

Zaman Yönetimi

Posted by mgocean on Nisan 6, 2010 in Kişisel Gelişim, Strateji, Yönetici, Yönetim |

İşyerinde, özel hayatımızda genelde zamanın yeterli olmadığından şikayetçi oluruz. Zaman yönetimi size ekstra zaman vermez, gününüzü 30 saate çıkartmaz fakat kısıtlı kaynağı (zamanınızı) verimli kullanmak yönünde kılavuzluk eder. Zaman aslında en değerli varlıklarınızdandır (ve bedavadır), stoklayabileceğiniz yada tekrar kullanabileceğini bir değer değildir bu nedenle planlı programlı tüketmek gerekir bu değerli varlığı.

Zaman yönetiminin düşmanları;
- Yapmayı istemediğiniz işleri ertelemek : Kimi işler çok sevimli değildir bu nedenle ertelenir ve genelde bu tip işlere sıra gelmez.
- “Hayır” diyememek : Kendi yardımseverliğiniz ya da işvereninizle olan ilişkiden kaynaklı hiçbir atanan görevi reddetmemek ve kısa vadede kötü görünmemek için orta ve uzun vadede daha kötü haberler vermek(işlerin yetişemediği gibi) ve farkında olmadan kapasitenin üzerine çıkmak.
- Plansızlık : Mevcut işleri herhangi bir mantıksal önceliğe dizmeden yapmak bazı önemli işlerin yapılmamasına neden olabilir.
- Hedefsizlik : İşin tamamlanması ardından size, kuruma olan kazancın farkındalığında olmak ayrı bir motivasyon unsurudur. Hiç bir şekilde bu bilgiye dışarıdan erişemiyorsanız, işin tamamlanmasının ardından kendinize bir tatlı ısmarlayın ve işi yapanı ödüllendirin.

İşlerimizi Acil / Önem Matriksinde gruplandırmak işlere hak ettikleri zamanı ayırmaya yardımcı olacaktır.

1. Acil ve Önemli İşler: Bu havuzdaki işler genelde zamanımızın çok büyük bir kısmını alır. Son dakikada iletilmiş, planlanmamış kişisel ya da kurumun hedefleri ile uyumlu önemli işlerdir. Bu tip işler her zaman size “iletilmiş” sayılmaz. Ertelediğiniz önemli işlerin tamamlanma süresine çok yakın bir zamanda üzerinde çalışmaya başlanırsa bu kategoride yeralır. Dolayısı ile bu kutunun boyutu kısmen sizin kontrolünüzdedir.

2. Acil Olmayan Ama Önemli İşler: Bu tip işlere örnek olarak birkaç ay içerisinde yapmanız gereken bir sınav hazırlığı. Buradaki en büyük yanılgı işin aciliyetinin olmaması, önemli olmadığı şeklinde bir algı oluşturmasıdır. Zaman yönetiminde başarıyı sağlayan en önemli etken bu kutuda yeralan işlerin, 1. kutuya aktarılmadan planlı bir şekilde tamamlanmasını sağlamaktır. Bu kutuda yeralan işlerin katkısı hakkında yazının sonunda somut ve faydalı örneklemeler yeralmaktadır.

3. Acil Ama Önemsiz İşler: Genelde kontrolünüz dışında size iletilen işlerdir. Fakat bu işlere ayıracağınız zaman yüzdesi kontrolünüzdedir. Faydası çok belirli olmayan ya da faydasından şüphe duyduğunuz işlerin “acil” kodu ile yapılmasının nedeni yukarıda belirtilen zaman yönetimi düşmanlarından “‘Hayır’ diyememek” ve “plansızlığın” bir sonucudur.

4. Acil Olmayan ve Önemsiz İşler: Genel anlamda size ve kuruma bir katkı sağlamayan işler bütünüdür. Bu tip işlere mümkün ise hiç zaman ayırılmamalıdır.

Durmadan ağaç kesen acemi oduncu, saatte 4 ağaç kesebiliyor iken zaman içerisinde saatte sadece 1 ağaç kesmeye başlamış, “baltasını bilemeseni” önerenlere; “baltayı bilemek için zamanının olmadığını, acilen çok daha fazla ağaç kesmesi gerektiğini” söylüyor ise, zaman yönetiminin nasıl yapılmamasına dair güzel bir örnek veriyordur. Burada baltayı bilemek ve orta vadede daha verimli çalışmanın altyapısını oluşturmak 2. kutudaki önemli ama acil olmayan bir iştir. Çok kitap okumak için uygun bir zamanda hızlı okuma ile ilgili bir eğitim almak da acil olmamakla beraber önemli bir iştir. Her alandaki eğitim bu kategoride düşünülebilir. Ayrıca işlerin arasında alınacak küçük molalar da baltayı bilemenin bir başka yöntemidir. Acil olmayan önemli işlere optimum zamanı ayırmak çok ciddi farklar yaratır.
Fakat bu aşamada tabii ki diğer kutulardaki işleri de atlamamak gerekir. Bir kavanoza(zamanınıza) doldurmanız gereken büyük taşları, çakılları, kumu ve suyu doğru sırada ve ölçekte doldurulursa kavanoz en verimli şekilde kullanmış olur. Öncelikle kumla doldurduğunuz bir kavanoza çakıl taşı ekleyemezsiniz.
Zaman yönetimi stratejisi belirlenmesi, stratejinin planlı ve disiplinli bir şekilde uygulanması hayatın her alanında çok ciddi katma değer sağlayacaktır.

Tags: , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , , ,

Copyright © 2006-2012 Profesyonel Paylasimlar All rights reserved.
This site is using the Desk Mess Mirrored theme, v2.0, from BuyNowShop.com.